Bu Blogda Ara

Yükleniyor...

Translate

26 Aralık 2012 Çarşamba

Larenjit Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?


boğaz3
Larenjit, gırtlak iltihaplanması hastalığı olarak bilinmektedir. Genellikle tahriş ve enfeksiyon sonucu meydana gelen bu hastalık belirgin bir şekilde kendini gösterir. Ses kısılmasına ya da ses kaybına sebebiyet verir. Normal konuşma, akciğerden ses tellerinde yukarı hava gönde­rildiği zaman oluşur.
Ses tellerinin titreşimi sağlanır ve bu sayede ses oluşur. Bu sesi, ses tellerinize koydu­ğunuz gerilimle kontrol edebilir ve diliniz, ağzınız, dudaklarınızla şekillendirebilirsiniz. Larenjit, ses tellerini kaplayan duvarın ya da çeperin iltihaplanması sonucu meydana gelir; Gırtlağın tahriş olması nezleden, mide asidinin geri gelmesinden, bronşitten, gripten ve akciğer iltihabından kaynaklanır. Diğer belirgin sebepler ise; Bağırmak, yüksek sesle konuşmak, kirli hava’nın nüfuz edilmesi ya da kimyasal solumaktır…
Larenjit genellikle 1 ila 3 hafta arasında kendi kendini tedavi etmektedir fakat hastalık süresince ses tellerini daha fazla zorlar ve alkol, sigara gibi zararlı içecekler tüketirseniz bu süre daha da uzayabilir…
boğaz4
Belirli aralıklarla sesinizi dinlendirmeli ve ılık su tüketmelisiniz, buhar solumakta zaman zaman faydalı olacaktır bunun yanı sıra çay, çorba gibi sıcak içecekler tüketmek en etkili yöntemdir. İçki ve sigaradan kaynaklanmayan Larenjit türünde ise; Ses eğitimi almış bir öğretmen sizlere yardımcı olabilir. Düzenli egzersizler sayesinde ses telleriniz harekete geçirilir ve tedavi gerçekleşir.
Belirtileri:
Ses kısılması en öne çıkan belirtileri arasındadır. Bazı durumlarda ses tamamen yitirilebilir. Boğazda kuruluk hissi hastalık öncesinde sıkça rastlanan sorunlardan ve belirtilerden bir tanesidir. Bazı durumlarda yanma da hissedilebilir… Hasta boğazında sürekli bir cisim varmış gibi bir hisse kapılır, ve sürekli olarak boğazındaki gıcık rahatsızlık verir. Aşırı ve kuru öksürük önemli belirtiler arasında yer alır. Hastalık kendini göstermeye başlayınca da balgamlı öksürük meydana gelir.
Tedavisi:
Larenjit hastalığına bakterinin mi, virüsün mü neden olduğunu anlamak için laboratuvar muayenesi şarttır. Bakteriden olduğu teşhisi konulduğu takdirde antibiyotik tedavisi uygulanır. İlk tabletlerden sonra hastalığın belirtileri kaybolmaya başlar. Virüs veya yakıcı yabancı maddelerin solunmasından meydana gelen Larenjit’te sesinizi dinlendirmeniz ve yazının başında da belirttiğim gibi buhar solumanız önerilir.
boğaz5
Ilık ve rahatlatıcı sulu maddeler bu tür Larenjit için en önemli tedavi yöntemidir. Larenjit türleri farklı farklıdır fakat ortak tedavi yöntemi belirli başlı maddeleri içerir.
* Buhar solunmalıdır
* Sigara ve alkol bırakılmalıdır
* İlaç tedavisi uygulanmalıdır
* Ses dinlendirilmelidir

Çocuklar Neden Yalan Söyler?


yalan2
Yalan, gerçekle ilgisi olmayan muhatap olunan kişiyi aldatmak için söylenen sözlerdir. Fakat çocukların söylediği her yalan bu tanıma girmemektedir. Çocuklar hayal ile gerçeği ayırt edemedikleri yaşlarda, bazı olayları abartarak anlatırlar. Kendi hayal ürünleri olan olayları gerçekmiş gibi anlatırlar.
Tüm bunlara yalan diyemeyiz. Bununla beraber çocuğun zorda kaldığı durumlarda söylediklerini de yalan olarak niteleyemeyiz. Bunlar masum yalanlardır.
Çocuk gerçeklik olgusu gelişirken, zihinsel ve ruhsal olgunlaşmada geri kalmışsa yalan söyleyebilir. Bu yüzden ebeveynler çocuğun söylediği yalanın kaynağını araştırmadan, çocuğu yalancılıkla itham etmemeliler.
Çocuğu gerçekten yalan söylemeye bazı sebepler itmektedir. Bunlardan bazıları, güvensizlik, anne babanın yalan söylediğine şahit olma, korkma, utanmadır. Örneğin çocuk evdeyken kapı çaldığında, annesi çocuğa “annem evde yok” dedirtiyorsa çocuğun yalanı doğal bir olgu olarak algılaması ve dürüstlüğü öğrenememesi kaçınılmaz olmaktadır. Bu gibi durumlarla karşılaşan çocuk doğruluk ile dürüstlüğü algılamakta zorluk çekmekte ve yalan söyleme alışkanlığı kazanmaktadır.
yalan
Çocuğu yalandan uzak tutmanın en iyi yolu, çocuğun güvene dayalı, dürüst ebeveynlerin olduğu bir aile ortamında yetişmesidir. Çocuğu utandırarak, korkutarak yalandan vazgeçirmeye çalışmak iyi bir eğitim değildir. Çocuğa baskı yapmayan, onu anlayan, onu seven ve kendisi yalan söylemeyen anne babaların çocukları ileriki yaşlarında yalan söylemeyen bireyler olmaktadır.

Numeroloji Nedir?


pisagorNumeroloji yani sayı biliminin temeli İyonyalı filozof, matematikçi Pisagor ( Pythagoras) dayanır. Devrin en önemli düşünür ve araştırmacılarından biridir. Pisagor bir yandan Milet doğa felsefesini, öte yandan Orphik gizli öğretilerinin etkisiyle yarı dini- yarı felsefi bir öğretiler bütünü oluşturmuş ve gizli bir inanç sistemi kurmuştur.
Bu öğretiye göre;
Her şey sayıdır ya da sayılar her şeydir.Evren uyumdur.
Pisagora göre her şey sayılardan oluşmuştur. Bu şekilde bir çok bilinmeyeni sayılar vasıtası ile çözebilirdiniz. Günümüzde bu felsefi görüşün bir dalı olan Numeroloji en temelde her şeyin sayılarla alakalı olduğu ve rastlantısal hiçbir şeyin olmadığını aksine büyük bir düzenin hüküm sürdüğünü belirtir.Sadece eski Yunanlılar değil, bunda çok önce Mısırlılar ve Araplar da hem İslamiyet’ten önce hem de İslamiyetten sonra bu konuya ilgisiz kalmamışlar ve sayılar üzerinde  bir çok çalışma yapmışlardır.
sayilarin_dili
Numeroloji de her sayının sembolik bir karşılığı vardır. Sayıların insanlar üzerindeki etkilerini ve insanın kendi bilinmezliklerini belirlemede, hem diğer Oklit ve ezoterik yollara hem de sayı bilimi olan Numeroloji’ye başvurmuştur. Doğum tarihini, ismini ve kendisiyle alakalı bütün her şeyi sayı hesabına dökerek bir harita  çıkarması bunu yorumlaması biraz zor olsa da tüm sayıların anlamı bir gücü vardır. Buna göre;
1 - Başlangıcı sembolize eder. Her şeyin temeli 1 rakamının içindedir. Başka hiçbir sayıya bölünemez.Aynı zamanda alfabenin ilk harfidir.İnsan bedeninde kök enerjiyi ve bağlılığı sembolize eder.Merkür gezegeni ile simgelenir.Bu rakamın ifadesini hiyerarşik bir şekilde sıralayabilirsiniz.
 2- Yetenek, dualiteyi yani erilliği ve dişilliği, sıcak-soğuk, iyi-kötü, güzel- çirkin gibi..
Beşeri ikilikleri temsil eder. Gerçekte bu ikilikler bizim bakış açımıza göredir.Aynı zamanda değişkenliği ve geçişleri de temsil eder.
3 - Kutsal üçlemenin sembolüdür. Bir çok inanç ve kültürde üçleme dediğimiz trinite’ye  rastlarız. Kişinin kendisiyle alakalı “Ruh-Beden-Zihin” dengesi, “Baba-Oğul-Kutsal Ruh” ritüeli de bu başlık altında incelenebilinir. Hem başlangıcı temsil eden 1 rakamı hem de ikiliği ve dualiteyi temsil eden 2 rakamının toplamı da yani birleşimi de aynı zamanda 3 sayısını bize verir.
 4- Dengenin ve temel maddelerin sembolüdür. Hava-Toprak-Ateş-Suyu yani temel dört elementi sembolize eder. Aynı zamanda geometride dörtgen ve kare şeklini de bu sayı içerisinde bulabiliriz.
 5- Pentegram’ın sembolüdür. Beş kenarlı yıldız sembolü aynı zamanda kollarını açan insan olarak da simgeleşmiştir. Dört element hükmeden bilinç ile de bilinir.
6 - Davut yıldızında aşağısı yukarıya-Yukarısı aşağıya benzen bilgisi vardır. Diğer adı Süleymanın mührüdür. Aşağıyı temsil eden madde alemi ile Yukarıyı temsil eden Ruhsal alemin ilişkisi sembolize edilir. Zıtlıkların da dengesini barındırır.Aynı şekilde kadın ve erkeğin birleşmesi ile de ilişkilendirilir.
7 - Piramit’in sembolüdür. Madde ve şekillin fikirsel anlamını da barındırır. Ruh ile maddenin buluşması da yedi rakamı ile simgeleştirilir. Yedi rakamı tüm ezoterik bilgilerde kutsal sayılmaktadır. Haftanın günlerinin sayısı da yedi’dir. Dünya Yedi günde yaratılmıştır.
8 -Yan çevrildiğinde sonsuzluğu sembolize eder. Sonsuz döngüleri de bu şekilden çıkarabiliriz. Maddi kazanç demektir aynı zamanda. Çift kare ile de ifade edilir.
9 - Başarının ve sayıların en büyüğüdür. Çok yönlülük ve kontrol faktörünü sembolize eder. Dualite’nin birleşimini de sembolize eder.
Elbette ki bu rakamları sadece birkaç kelime ile anlatmak imkansızdır. Rakamların dilini öğrenmek için önce alfabesini çözmek ve bilmek lazımdır. Bunu için çok yönlü ve uzun araştırma emeği gerektirir. Tabi ki buradaki bilgilerin varlığımıza olan katkılarını da işin içine katarsak çok daha başarılı sonuçlar elde ederiz. Yazının başında da belirttiğimiz gibi başlangıç eski mısır ve Pisagor dur.

Çocuklarda Boşanmanın Yol Açtığı Psikolojik Sorunlar


çocuk
Boşanmadan sonraki ilk 1,5 yıllık süreçte eşler ve çocuklarda ileri derecede karmaşık psikolojik sorunlar görülmektedir. Çocuklar topluma uyum sağlamada zorlanıyor, okulda başarısız oluyorlar, saldırgan ve söz dinlemeyen bir kişi haline geliyorlar.
Çocuk yaşının küçüklüğü oranında boşanmadan daha fazla etkileniyor. Özellikle boşanmayı algılayabilen 6-8 yaşındaki çocuklar ebeveynlerinden birine kızgınlık, diğerine de saldırganlık duyuyorlar. 9-12 yaşındaki çocuklar ise boşanmadan biraz daha az etkileniyor. Boşanmaya anne babalarının gözüyle bakabiliyorlar.
çocuk2Boşanmadan dolayı kendilerini sorumlu hissetmiyorlar. Fakat ebeveynlerinden birine karşı bağlılık duyarken, diğerine karşı karışık duygular içerisinde oluyorlar. Bu yüzden anne babadan birini seçmekte zorlanıyorlar. Bu çocuklar diğer ailelerin çocuklarına nazaran daha çekingen, dikkatsiz, bağımlı, kavgacı oluyorlar.
Ergenlik dönemindeki çocuklar ise boşanmaya birçok bakış açısı ile bakabiliyorlar. Bazı ergen çocuklar boşanmanın yasını tutarken bazıları duygusal desteğe ihtiyaç duyabiliyor. Bazıları boşanmanın sorumluluğundan kaçarken, bazıları da ailede önemli bir sorumluluk aldığı için mutlu oluyor.
Eğer ebeveynler, çocuk 2 yaşına girmeden önce boşandılarsa çocuk ergenlikte herhangi bir sorun yaşamıyor. Ebeveynler, çocuk 3-5 yaşlarında iken boşandılarsa çocuklar ergenlik döneminde saldırganlık ve okulda başarısızlık sorunları yaşıyor.
çocuk3
Çocukları 6-12 yaşlarında iken boşanan çiftlerin çocukları ise ergenlikte okulu reddediyorlar. Kız çocukları kadın kimliklerini aşırı derecede ön plana çıkarıyor. Bu çocuklarda suçluluk oranı daha yüksek oluyor.
Boşanmadan sonra anne babasıyla nöbetleşe kalan çocuklar, anne babadan herhangi biriyle kalan çocuklardan daha az problemli oluyor. Anne babadan tamamen ayrı yaşayan çocuklara gerekli ilgi, sevgi gösterildiğinde, düzenli ziyaret edildiklerinde daha az problem yaşıyorlar.

Hint Uygarlığı Nerede Doğdu?


2799_hint Hindistanda 1920’lerden bu yana yürütülen arkeolojik kazılarda MÖ. 3000 ile 1800 arasında İndus Vadisinde gelişmiş ileri bir kent Kültürünün kalıntıları ortaya çıkarıldı. İncelenen 70 bölge arasında en önemlileri Mohenco-Daro, Harappa ve kıyıdaki Lothal limanıydı.
Sitelerin en büyüğü olan Mohenco-Daro 60 hektarlık bir alana yayılmıştı. İyi planlanmış bir drenaj sistemi olan bir konut mahallesi ile ona tepeden bakan bir kale höyüğünden oluşuyordu. Kamusal binalar arasında tahıl depoları, tapınak olan bina ve beklide ayinler için kullanılan derin bir havuz vardı.
Bakır ve bronz yaygın olarak kullanılıyordu ve Ortadoğu’yla ilişkiler olduğuna dair bulgular da rastlandı. Ancak Mohenco-Daroluların kullandıkları yazı hala çözülemedi. Bilim adamları, toplumun dini yapısı ya da uygarlığın, nüfus fazlalığından mı, selle gibi çevresel faktörlerden mi, salgın hastalıklardan mı, yoksa istilacıların saldırıları yüzünden mi çöktüğü konusunda fikir birliğine varabilmiş değiller.
2799_hint2
1786 ‘da İngiliz bilim adamı ve hukukçu William Jones Sanskritçe, Yunanca, Latince, Farsça ve diğer diller arasında, benzerlikler gözlemleyip bu “Hint-Avrupa” dillerinin hepsinin ortak bir”Ari” atadan gelmiş olabileceğini öne sürdü.
Ne yazık ki bu fikir bazı fanatiklerin insanlığın kaydettiği tüm ilerlemenin “ Ari ırk” sayesinde ve bu ırkın diğer tüm ırklardan üstün olduğunu iddia etmelerine yol açacaktı.
Bazı Avrupalılar “Kuzeyli Germen” kanını en saf Ari kanla özdeşleştirdiler ve Hitler’in de Slav Untermenchen’i (Aşağı halklar) ezip, Yahudiler ile Çingeneleri yok etmeyi haklı göstermeye çalışırken gösterdiği gerekçe bu tür kuramlar oldu.
2799_hint4
Kaderin acı bir cilvesi olarak, bir zamanlar mutluluk ve refahı simgeleyen Ari’lerin gamalı haçı svastika, Nasyonel sosyalistler tarafından “misyonlarının” tarihsel geçerliliğini desteklemek üzere benimsendi ve yaşanan inanılmaz dehşetin simgesi haline geldi.
İndus Vadisi uygarlığının en büyük kentlerinden Mohenco-Daro’dan günümüze ulaşan pek az bulgu arasında, sakallı bir rahibin etkileyici bir taş büstü ve kolunda bir dizi bileziğiyle, dansçı bir kızın bronz figürü yer almaktadır.

Kolesterolden Fakir Besinlerle Beslenmenin Önemi


2798_koles2Kan kolesterolünüzü düşürmek çoğunlukla basit bir iştir. Bunu başarabilmek için doymuş yağ (yani hayvansal besinlerdeki yağ), trans yağ ve kolesterolden fakir besinlerle beslenmek gerekir.
1) Günde en az 5 ölçü çeşitli sebze ve meyve tüketmek gerekmektedir.
2) Günde en az 6 ölçü kepekli ve çeşitli türden tahıl yenilmesi gerekiyor.
3) Bir çorba kaşığında en çok 2 grama kadar doymuş yağ içeren yağları seçiniz..(margarinler,zeytinyağı, kanola, mısırözü gibi)
4) Haftada en 2 kez balık yenilmesi gerekmekte.
5) Besleyici değeri düşük olan yüksek kalorili besin alımınızı sınırlayınız. Gazlı içecekler ve bol şeker içeren besinler bu gruba girmektedir.
6) Yağı hiç alınmamış sütten yapılmış süt ürünleri, yağlı etler, tropikal bitki yağları (Hindistan cevizi yağı gibi) doymuş yağ, trans yağ ve kolesterolden zengin besinleri yaşamınızda sınırlayınız.
7) Günde 6 gramdan daha az tuz tüketiniz. Bu yaklaşık 1 çay kaşığı tuz demektir.(yalnızca sodyum olarak günde 2400 mg’dan az) Ayrıca sözü edilen 6 gram tuzun, yalnızca yemeklere bizim tarafımızdan eklenen tuz değil, besinlerin doğal olarak içerdikleri tuz miktarını da kapsadığı unutulmamalıdır.
2798_koles3
Doymuş Yağ,Trans yağ,ve Kolesterolden Zengin Besinler Yerine Neler Yiyebiliriz?
Tam yağlı yani yağı alınmamış sütten elde edilen süt ürünleri: Tam süt yerine tamamen yağsız yada yalnızca %1 yağ içeren süt ve süt ürünlerini seçin.%1 yağ içeren sütün kalorisinin yalnızca %14’ü doymuş yağdan kaynaklanır. Yağı alınmış sütün doymuş yağ oranı daha düşüktür.
kolesterol_kanTereyağ, krema ve dondurma: Bu süt ürünlerini çok özel durumlara saklayın.Bunlarda tam süttekinden daha fazla yağ vardır. Özellikle sağlık sorunlarınız var ise, sözü edilen özel durumlarını azaltın ve gerekirse bu yiyecekleri hiç tüketmeyin.Yeseniz dahi küçük porsiyonlarla yetinin.
Peynir: Bir çok insan, proteinden yana zengin olduğu için, et yerine peynir yer. Maalesef ki bir çok peynir türü (özellikle lezzetli olanlar) doymuş yağdan oldukça zengindir. Normal peynir yerine, yağı kısmen azaltılmış olan veya yağı tamamen alınmış olan light dediğimiz peynirler tercih edilmelidir. Diğer bir konuda, ülkemizdeki peynirlerin ciddi anlamda tuz kaynağı olduğudur. Bu sebeple tuzsuz peynir tercihi hipertansiyon hastaları ve kalp hastaları için oldukça önemlidir.
Yumurta: Kolesterolden zengin bir besin olup sağlam kişiler için önerilen günlük kolesterolün %71- 90’nına sahiptir.Bu yüzden, günlük kolesterol düzeyini aşmamak için –yumurta yeniyorsa, gün içerisinde diğer besinlerden kolesterolsüz ya da çok az kolesterollü olanlar tercih edilip durum dengelenmelidir. Yumurta’nın beyazı, kolesterol içermez, güçlü bir protein kaynağıdır. Yumurta kullanılması önerilen tariflerde, her bir yumurta sarısı için yerine “ iki yumurta akı ile bir çay kaşığı sıvı yağ kullanılabilinir.
•Kırmızı et yeneceği zaman en yağsız olan tercih edilmelidir. Eğer pişirmeden önce gözle görülen yağları var ise ayıklanmalıdır. Kırmızı etlerin çoğunun kolesterol kapsamı yaklaşık olarak aynı olup, her 100 gramda (pişmiş olarak) 80 mg kolesterol taşırlar.
İşlenmiş Etler: Sosis, salam, sucuk, pastırma gibi yiyecekleri kapsar. Bunların kalorilerinin % 70-80 hayvansal yağdan oluşur. Doymuş yağ bakımından zengindir. Kalp hastaları ve kolesterol rahatsızlığı olan kişilerin bu tür yiyecekleri tüketmemeleri sağlık açısından çok önemlidir. Ayrıca bu yiyeceklerin tuz içeriği de oldukça yüksektir. -Yine de tüketilecekse, düşük yağlı hindi ve tavuk etinden üretilenler tercih edilmelidir.
Organ niteliğindeki etler: Karaciğer, uykuluk, böbrek, beyin, kalp gibi organlardır. Kalp dışında, hepsi kolesterol bakımından oldukça zengindir. Eğer kolesterol rahatsızlığı varsa bunları( yerken; “şart mıdır?” diye düşünülmesi iyi olabilir)
•Tavuk ve diğer kanatlı etleri: Daha yağlı olan kaz ve ördekten ziyade tavuk ve hindi yenilmesi önerilir. Tümüyle fırında kızartılmayacak ise, pişirilmeden önce derileri soyulmalıdır. Çünkü yağın çoğu deri ve deri altındadır.
Balık Eti: Yiyeceğiniz balık yağlı ve yağsız olabilir. Çünkü her ikisinde de doymuş yağ oranı çok azdır ve seçebileceğiniz en iyi etler arasındadır. Yağlı balıklar genellikle derin denizlerden geldiği için omega-3 yağ asidi bakımından zengindir. Balıklar yağda kızartılmasındansa; fırın,ızgara,buhar yöntemleriyle pişirilmesi önerilmektedir.
Kaynakça:
E.Ü Tıp.Fak. Halk sağlığı serisi

Zeka ve Türleri



Bilişsel gelişim ve zekâ birbirini destekleyen iki kavramdır. Bilişsel gelişim arttıkça zekâ gelişecek, zekânın düzeyi ise yeni bilişsel gelişimlere yön verecektir. Bilişsel etkinlik arttırıldıkça zekâ bundan olumlu yönde etkilenecektir.
Çocuklar ne kadar çok uyarıcıyla karşı karşıya kalırsa bu onların yeni bilişsel şemalar oluşturmasını sağlayacak böylelikle de zekâ gelişimi desteklenmiş olacaktır.
Fakat çocukların aynı yaş düzeyinde aynı gelişim seviyesinde olmaları beklenmemelidir. Bireysel farklılıkları oluşturan genetik faktörler, aile, sosyoekonomik durum, beslenme vb. nedenlerle her çocuktaki gelişim ayrı ayrı incelenmeli, aynı yaş düzeyindeki çocuklar birbiriyle gelişimsel olarak kıyaslanmamalıdır. Örneğin bazı çocuklar yaşıtlarından daha erken konuşmaya başlamakta bazıları daha erken yürümekte veya matematiksel mantıksal işlemlerde yaşıtlarından daha ileri seviyede olmaktadır. Tüm bunlar kalıp davranışlar olarak görülmemeli ve her bireyden aynı performans beklenmemelidir.
Çocuklardaki matematiksel, mantıksal, işlemsel ilerlemeler bu kavramların düzeysel değişiklikleri bizi zekâ kavramına götürür.
Zekânın Tanımları
Zekâ insan beyninin karmaşık çalışmalarını ortaya koyan bilinçli davranış örüntüleridir. Zihinsel fonksiyonlarımızın yürütücü mekanizması, bilinçli davranış ürünü olarak da tanımlanabilir. Zekâ denilince çabuk öğrenme, kolay kavrama, yaratıcılık, mantıksal çıkarımlar yapabilme, bilgileri ilişkilendirebilme gibi kavramlar karşımıza çıkmaktadır.
Binet için zekâ iyi akıl yürütme, iyi hüküm verme, kendini aşma kapasitesi iken Welshler’e göre bireyin amaçlı davranma, mantıklı düşünme ve çevresiyle ilişkilerinde etkili olma kapasitesinin tümü, Thorndike için ise zekâ birçok düşüncesel yeteneğin karışımıdır. Piaget ise zekâyı çevreye uyum sağlayabilme yeteneği olarak tanımlamıştır.

Zekâyı Belirleyen Faktörler
Bilim çevreleri her ne kadar zekânın kalıtsal mı çevresel mi olduğu konusundaki tartışmasını devam ettirmekte ise de günümüzde zekânın kalıtım ve çevrenin ortaklığında belirlendiği kabul görmektedir.
Kalıtım, zekânın doğuştan gelen bir özellik olduğunu ve genetik faktörler tarafından belirlendiğini öne sürer. Gerçekten de kalıtım zekânın şekillenmesinde önemli bir paya sahiptir. Çocuk anne ve babanın zekâ potansiyeline benzer bir potansiyelle dünyaya gelir. Her ne kadar kalıtım önemli bir paya sahip olsa da tek başına yeterli değildir.
Çevre, çocuk doğuştan getirdiği potansiyeli açığa çıkaracak ve zenginleştirecek ortamlara ihtiyaç duyar. Ne kadar zengin uyarıcılara maruz kalırsa bu zekâ gelişimini destekleyecektir. Zekânın çevresel etkilerle artı eksi 10-15 puan fark edebileceği öne sürülmektedir. Özellikle zekâ gelişiminin hızlı olduğu ilk çocukluk döneminde çocuğun zengin uyarıcılarla muhatap olması çok önemlidir.
Birçok araştırma çocukluk döneminde anne babanın ilgisinin ve çocuğun maruz kaldığı olumlu uyaranların zekâ gelişimine olumlu etkilerinden söz etmektedir.
Zekânın %75′lik kısmı çocukluk yıllarında gelişirken zekâ gelişim hızı ilerleyen yaşlarda azalmakta hatta ileriki yaşlarda gerilemeye başlamaktadır.
Araştırma sonuçları sorumlu ve ilgili anne babaların çocuklarının daha zeki olduğunu, ilk doğan çocukların ailede görmüş oldukları yoğun ilgiden dolayı zekâ gelişim düzeylerinin arttığını ortaya koymuştur. Farklı çevresel koşullarda bulunan tek yumurta ikizlerinin zekâlarının da farklılık gösterdiği savunulmaktadır.
Toplumdaki zekâ dağılımına göz atılacak olursa insanların sahip olduğu zekâ düzeylerinin ortalama 100 olmak üzere 90 ve 110 arasında değiştiği görülmektedir. Zekâ düzeylerinin çan eğrisine uygun dağılım gösterdiği gözlenmekte ve bireylerin %50′sinin normal zekâya sahip olduğu görülmektedir.

Zekâ Türleri

1)Sözel zekâ: Bu zekâya sahip çocuklarda dili etkili kullanma, okuma yazma, başkalarıyla konuşma yeteneği görülür. Dinleyerek öğrenirler, kelimeleri başarılı şekilde kullanırlar. İyi yazarlar, iyi anlatırlar, kelime oyunlarından ve kitap okumaktan zevk alırlar. Dil öğrenme kapasiteleri yüksektir.
2)Matematiksel-mantıksal zekâ: Sayıları kullanma, sonuç çıkarma yetenekleri yüksektir. Neden-sonuç ilişkileri kurmakta ve problem çözümlerinde başarılıdırlar. Eleştirel düşünme ve muhakeme yetenekleri gelişmiştir. Soyut şeylerden hoşlanırlar, tümevarım ve tümdengelim mantıklarını etkili biçimde kullanırlar. Neden ve nasıl sorularını çok sorarlar, sorgulama yapmayı önemserler.
3)Müziksel-ritmik zekâ: İşiterek öğrenirler. Seslere karşı hassastırlar. Şarkı söyleme, şarkı yapma, beste yapma konularında başarılıdırlar. Müziksel örüntüleri kolaylıkla kavrarlar. Sürekli şarkı mırıldanır, müziği hayatın her noktasına yayarlar.
4)Görsel-uzamsal zekâ: Görerek ve gözlemleyerek öğrenirler. Hayal güçleri gelişmiştir. Görsel destekleyicilerden, video, resim, fotoğraf gibi şeylerden hoşlanırlar. Grafik, harita, şekil yorumlama yetenekleri gelişmiştir. İmgeler ve canlandırmalar kullanırlar.

5)Bedensel-kinestetik zekâ: Duygularını vücutları aracılığıyla aktarma yetenekleri gelişmiştir. Fiziksel aktivitelerden hoşlanırlar. Sürekli hareket etmek isterler. Çevresini hareket ederek, dokunarak inceler. Zihin vücut koordinasyonları güçlüdür. Oturdukları yerde dâhi elleri kolları duramaz.
6)Kişiler arası-sosyal zekâ: Diğer bireylerdeki ruh halini, duygu ve düşünceleri kolaylıkla fark ederler. Çabuk arkadaş edinirler, başkalarıyla vakit geçirmekten hoşlanırlar. Empati yetenekleri gelişmiştir. Grup çalışmalarında başarılıdır. Grup içinde lider pozisyondadır, organizasyon yetenekleri gelişmiştir.
7)Kişisel-içsel zekâ: içe dönük ve düşüncelidir. Yalnızlıktan hoşlanırlar. Bireysel çalışmayı tercih ederler. Kendileri hakkında doğru algıları vardır. Hayalcidirler. Düşünme yetenekleri gelişmiştir. Güçlü ve zayıf yanlarını bilirler. Kişisel hedefler koyabilirler.
8)Doğacı-varoluşçu zekâ: Doğaya karşı duyarlıdır. Açık havada çalışmaktan hoşlanırlar. Doğa yürüyüşlerini severler. Canlılara, bitkilere ilgi duyarlar. Seyahat etmeyi ve belgesel izlemeyi severler.
Kaynakça:
http://megep.meb.gov.tr/mte_program_modul/modul_pdf/141EO0004.pdf

Mantar Zehirlenmesi, Belirtileri ve Tedavisi



Mantar,besin değerleri açısından yüksek besin maddeleri arasında yer alır fakat her mantar türü insanlar tarafından rahatça tüketilemez. Bazıları zehirli bazıları ise zehirli olmayan çayır mantarlarıdır.
Amatoksin ve zehirli çayır mantarı ülkemizde en sık rastlanan mantar zehirlenme türlerinden bazılarıdır. Mantar tüketiminde en fazla yapılan yanlış ise; Sıcak suda kaynatma işlemi ve suda bekletme işlemi. Unutmayınız ki; Bu işlemler zehirli olan bir mantarın zehrini almaz, bunun için satın aldığınız yeri ve marketleri iyi seçmenizi tavsiye ediyorum…
Belirtiler ve Bulgular Nelerdir?
Zehirli mantar tüketildikten birkaç saat sonra belirtiler meydana çıkmaya başlar. Şiddetli karın ağrıları,mide bulantısı, kusma, şiddetli derecede susama, vücudun soğuması, susama ,mantar zehirlenmelerinin başlıca belirtileri arasında yer almaktadır. Zehirlenmeler,mantar türlerine göre süre olarak farklılık göstermektedir. Bazı zehirli mantarların tüketiminden 2-3 saat sonra hastalık kendini meydana çıkarırken, bazı mantar türlerinden ise bu süre 12 saate kadar ulaşmaktadır. Klasik belirtilerin yanı sıra mantar zehirlenmeleri gün içerisinde vücudun kendini salması ile de ortaya çıkmaktadır. Aşırı halsizlik ve yazının başında da bahsettiğim gibi vücudun soğuması; Özellikle el ve ayakların üşümesi mantar zehirlenmelerinin öncesinde görülen belirtilerdir.

Dikkat Edelim:
Özellikle pazardan satın alınan mantarlar sağlıklı olması açısından daha fazla tercih edilmektedir. Taze olmaları ve denetlenmeleri sebebiyle bu tarz ürünler sağlığınız açısından herhangi bir risk taşımamaktadır fakat kırlardan toplayacağınız mantarlar insan sağlığı açısından büyük tehlike arz etmektedir. Bazıları sindirim bozukluğuna yol açabileceği gibi bazıları da ölümcül hastalıklara neden olabilmektedir. Bazı insanlarda bu bir keyif ve eğlence anlayışıdır.
Özellikle dedelerimiz bunu fazlasıyla yapar fakat sağlıklı olmadığını tekrar tekrar belirtelim. Bütün olan mantarlar ve taze olan mantarlar toplanabilir mantarlar arasında yer alır. Manavların yanı sıra süpermarketlerden satın alacağınız mantarlar da fazlasıyla sağlıklı ve güvenlidir çünkü beslenme konusunda hassas bir besin olan mantar birçok işlemden geçiriliyor ve denetleniyor.

Tedavi Süreci:
Teşhis sonrası ilk tedavi aşamasında hasta kusma eylemini gerçekleştiremiyorsa buna yardımcı olan ilaçlar kullanılır ve hastanın kusması sağlanır. Kaybedilen sıvı miktarı yine ilaçlar sayesinde sağlanır ve vücudun sıvı dengesi eski haline getirilir. Farklı zehirlenme tiplerine karşı farklı ilaç tedavileri uygulanır ve bu süreç bir hafta ile on gün arasında değişebilir… Hemoperfüzyon ve hemodiyaliz tedavisi uygulanır.
Mantar zehirlenmelerinde ölüm oranları çok yüksektir bu yüzden erken teşhis ve tedavi yöntemleri ayrı bir önem taşımaktadır. Mantar zehirlenmesinde en önemli olay az önce de belirttiğim gibi kusma işlemini hastaya rahatça sağlamaktır. Mide bu şekilde temizlendikten sonra gerekli tedavi doktorlar tarafından uygulanır.

Kar Tanelerindeki Mucize


kar3
Ülkemizin coğrafi özelliğine bakılacak olursak, dört mevsimin belirgin bir şekilde yaşandığı bir ülkeyiz. Bunlardan en belirgini ise, yaz ve kış mevsimleridir.
Mevsimlerin, insanlar için bir yaşam biçimi ifade ettiği düşünüldüğünde ise, mevsim özellikleri yaşamımıza yön veriyor denilebilir. Özellikle de kış mevsimi… Kış deyince ilk aklımıza gelen kar nesnesi, insanlar için bir doğa olayından çok, doğanın insanlığa sunduğu bir mucize olarak olarak görülmektedir. Kar tanelerinin yapısı incelendiğinde, mucizenin gerçekliğe dayandığı söylenebilir. Öyle ki, dünyaya yağan her bir kar tanesinin birbirinden ayrı bir geometrik şekilde yeryüzüne düştüğü düşünüldüğünde, mucizenin nerede olduğu, tam olarak karşımıza çıkmaktadır.
kar2
Kar taneleri, sıcaklığın eksi derecelere düştüğü yerlerde yeryüzüne düşmektedir. Yapısını ise su molekülleri oluşturmaktadır. Kar tanelerini oluşturan bu su molekülleri, moleküler yapıda bulunmaktadır. Bu da, kar kristallerinin farklı yapılarda meydana gelmesini sağlayan en büyük nedendir. Aslında bu oluşum, çok daha karmaşık bir yapıdadır. Normalde bütün su molekülleri aynı yapıda olmasına karşın, bu durum bazen değişebilir.
Öyle ki, meydana gelen 5000 su molekülünden bir tanesinde, Hidrojen atomu yerine, normalin dışında bir Detaryum atomu bulunabilir. Ve bununla birlikte yine her 500 molekülün bir tanesinde, 16 kütle nolu  oksijen yerine, 18 kütle nolu Oksijen bulunabilir. İşte çok karmaşık gibi görünen bu farklılıklar birleşerek, kristalleşen buzlar arasında bir kombinasyon oluşmasını sağlar. Bu gerçekleşen olayla, su molekülleri birbirlerinden farklılaşır. Tek bir tanesinde 1018 tane su molekülü bulunurken, bu olayla bu moleküllerin 1015 tanesi, diğer moleküllerden farklı olacaktır. Çok karmaşık ve bir o kadar da kompleks yapıda olan kar tanelerinin birbirlerinden farklı oluşu bundandır.
2328_kartaneleriYine kar taneleri ile ilgili ilgi çekici bir özellik ise, her bir kar tanesinin altıgen yapıda olmasıdır. Her bir kar tanesi, sadece birkaç mikron büyüklüğündeki bir toz tanesi etrafında oluşmaya başlar. Kar tanesinin altıgen olmasının nedeni ise, yine suyun moleküler özelliğindendir. Bir toz tanesi etrafında oluşmaya ve büyümeye başlayan kar kristali, kollardan uzamaya başlar ve altıgen özelliği alır.
Havanın soğumasına bağlı olarak, bu kolların uzaması da aynı oranda artar.Bunun sonucunda da, bir altının katlarına göre bir simetri oluşur.
Yeryüzüne düşen her bir kar tanesi birbirinden ayrı yapıdadır ve iki kar tanesinin aynı yapıda olma ihtimali yalnızca 1024 de bir oranındadır. İşte bir mucize böyle gerçekleşir.

En İyi Ücretsiz Antivirüs Programları


İnternet ve flash diskler virüs ve tehlikeli yazılım kaynıyor, bunun yanında antivirüs programları da el yakıyor. Biz de Bilgi Ustam okuyucular için en popüler ücretsiz Antivirüs programlarını inceledik. Popüler antivirüs programlarını diğer programlardan ayıran, virüs algılamasının yanında diğer zararlılar olan trojan, solucan, spyware, adware, dialer, keylogger ve rootkitleri de bulması ve kaldırmasıdır.
Geleneksel antivirüs programları sadece virüs ve casus yazılımları kaldırırken, daha yeni nesil programlar tam zamanlı koruma, sandbox (kara liste) gibi uygulamalar ile güvenliği daha da iyi bir seviyeye getiriyor.
Şimdi sizin için incelediğimiz programlara bakalım.
2808_avast-free_1[1]
1.Avast! Free Antivirus (ÜCRETSİZ)
Avast! ücretsiz sürümü, antivirüs programları listesinin en başlarında yer almayı hak ediyor. Son yıllarda zararlı algılama kapasitesini önemli ölçüde artıran Avast!, web ve e-mail korumasıyla, ağ kalkanları, boot taraması ve davranışsal bloklama özelliklerine sahip. Yeni sürümü internet sitelerine puanlama yaparak güvenli sitelerde gezdiğinizi size gösteren bir eklentiye sahip. Bu eklenti kara liste işlevini görse de amatör kullanıcılar için can sıkıcı olabilir. Son olarak Avast! sistem kaynaklarınızı zorlamayacağını belirtelim.
Boyut: 71.45 MB
Avast! Free Antivirus (ÜCRETSİZ) İNDİR
2808_microsoft-security-essentials[1] (1)
2.Microsoft Security Essentials, MSE (ÜCRETSİZ)
Kısaca MSE dediğimiz bu antivirüs programı Microsoft’un bir ürünü. Bu programı kullanmak için orjinal bir windows sürümüne sahip olmanız gerekiyor. Programın en güzel yanı hiçbir reklam ekranını size göstermemesi ve en güncel zararlı güncellemelerini otomatik olarak yapması. Kolay kullanıcı ara yüzü de dikkat çeken bir diğer yönü, size iş bırakmadan çoğu işi kendisi halledecektir.En son zararlıları kaldırmada başarılı olan bu program, sistem kaynaklarınızı zorlamayan antivirüs programları arasında.
Boyut: 13 MB
Microsoft Security Essentials, MSE (ÜCRETSİZ) İNDİR
2808_avira-antivir-2013-free[1]
3.Avira AntiVir Personal Edition (ÜCRETSİZ)
Avira bir diğer yüksek kaliteli antivirüs programı, diğer örneklerimiz gibi bu da ücretsiz. Fakat son sürümlerinde reklamlara yer vermesi ve kurulum sırasında Ask araç kutusunu yüklemek istemesi sebebiyle listemizde aşağılarda yer alıyor.
Bu olumsuz özelliklerine rağmen, yine de kullanılabilir çünkü yüksek tarama ve algılama özelliğine sahip. Yüksek risk altında çalışan kullanıcılar tercih etmeli zira test sonuçlar gayet iyi. Sistem kaynaklarını biraz zorlasa da bunun karşılığını veriyor. Ücretsiz sürümünde e-mail tarama özelliği bulunmuyor, ama e-mailden indirdiğiniz ekleri tarıyor.
Boyut: 100 mb
Avira AntiVir Personal Edition (ÜCRETSİZ) İNDİR
2808_panda-cloud-antivirus-free[1]
4.Panda Cloud Antivirus (ÜCRETSİZ)
Son sürümü ile Panda antivirüs programları treninde ön sıralara çıkmayı başardı. MSE gibi bu program da kolay kullanıcı arayüzü ile, amatör kullanıcılara bile hitap ediyor ve yüksek tarama kapasitesine sahip. Dezavantajlarına gelecek olursak maalesef güncellemeleri son zararlıları bulacak seviyede değil. Bu yüzden en son zararlılar sisteminize bulaşabiliyor.
Boyut: 33.08 mb
Panda Cloud Antivirus (ÜCRETSİZ) İNDİR
2808_avg-2013-free[1]
5.AVG Anti-Virus Free (ÜCRETSİZ)
Evet son olarak AVG Anti-Virüs programına bakıyoruz. Olumsuz eleştiri alan önceki sürümlerinin aksine AVG bu sürümüyle, yüksek seviye korumayı vaad ediyor.”Identity Protection” adını verdiği koruma ile güvenliğinizi sağlıyor. Davranışsal koruma temeline dayalı bu program ücretsiz sürümünde reklam içeriğine sahip.
Boyut: 118 mb
AVG Anti-Virus Free (ÜCRETSİZ) İNDİR
Kaynakça:
http://www.techsupportalert.com/best-free-anti-virus-software.htm

Fransa Bisiklet Turu Nedir? Kuralları Nelerdir?


Tour de France Yellow jersey holder Fabian Cancellara
Dünyanın en prestijli bisiklet turnuvası tartışmasız Fransa Bisiklet Turu’dur. Birçoğumuza izlemesi zevkli gelmekle birlikte, kurallarının tam bilinmemesi nedeni ile izlerken tam konsantre olamayız. Bu yazımızda Fransa Bisiklet Turu’nun kurallarını aktarmaya çalışacağız.
Sınıflandırma
Sürücüler genel birinciliği hedefleseler de üç farklı çekişme vardır; puan, dağ ve en iyi genç sürücü. Her birinin birincisi farklı renk mayo giyerler. Birden fazla klasmanda liderlik yapan sürücü en prestijli olan mayoyu seçer.
Genel Klasman
Genel klasman lideri sarı mayoyu giymeye hak kazanır. Birinci, her sürücünün toplam zaman miktarları dikkate alınarak belirlenir. Son etap sonunda, en düşük toplam zamana sahip olan sürücü merasim ile mayosunu alır. Bu işlem her etap sonunda güncel sıralamaya göre tekrarlanır. Paris’te gerçekleştirilen yarışın son etabında sarı mayoyu giymeye hak kazanan sürücü yarışın genel lideri olur.
Puan klasmanı
Puan klasmanı birincisi yeşil mayo giymeye hak kazanır. Her etap sonunda, etabı birinci, ikinci vs. bitiren sürücüler puan kazanır. Düz etaplarda daha fazla puan verilirken dağlık etaplarda daha az puan verilmektedir.
Dağ Klasmanı
Dağ etabı birincisi kırmızı puantiyeli beyaz formayı giymeye hak kazanırken dağların kralı lakabını taşır.
Kask
Yarışlardaki yaşanabilecek kazalar sonucu ölüm riskini azaltmak amacı ile, zamana karşı yarışları dahil yarışın her kademesinde sürücüler kask takmak zorundadır. Sadece son tırmanma yarışı esnasında, zirveye 5 kilometre kala, bisikletçiler risk alıp kasklarını çıkarabilirler. Bisikletçilerin kasklarını hangi noktada çıkarabileceği, pist üzerinde işaretlerle belirtilmektedir. Dağ turlarında bisikletçilerin tırmanma başlamadan kasklarını çıkarmaları kesinlikle yasaktır.
Mayo Renkleribisiklet.jpg4
Her sürücü, takımına ait resmi ekipmanı giymek zorundadır (şort, mayo, çorap, eldiven, ayakkabı ve kask). Her hangi bir olay yaşanmadıkça, her 21 takıma ait 9 sürücü yarışın başında tamamen aynı şekilde giyinir. Ancak bazı istisnai durumlar vardır. Genel klasman lideri (sarı), en iyi tırmanışçı (puanlı), kısa mesafe birincisi (yeşil), en iyi genç sürücü (beyaz) bu konumları simgeleyen renk mayo giyerler. Bu sürücülerin mayolarının uygun bir yerinde kendi takımlarının bayrağı bulunmaktadır. Zamana karşı yarışlarda, yarış liderleri farklı renkte mayo giyebilir.
Sürücüler birden fazla etapta birincilik elde ederlerse, mayoların öncelik sırasına göre giyinirler: Sarı mayo, yeşil mayo, puanlı mayo ve beyaz mayo. Bu durumda ikinci veya bir sonraki en yüksek puanlı sürücü kalan kategorilerde liderin mayosunu giymeye hak kazanır.
Sürücüleri kıyafetlerine ek olarak, mayolarının altına veya üstüne yağmurluk, tayt veya çorap gibi ayağı sıcak tutacak malzemeler vb. yarış başında veya yarış esnasında giyebilir. Yarışçılar etap sırasında ek kıyafetleri takım aracından veya yarış organizatörleri tarafından gönderilen motosiklet sürücülerinden edinilebilir.
Forma Numaraları
Yarışmacılar yarış numaraları ile tanımlanmıştır. Savunma yarışı şampiyonu 1 numarayı giyer ve takım arkadaşları 9 numaraya kadar bunu takip eder. Takımda en üst sıraya yerleşmesi düşünülen sürücülere 1 numaralı forma verilir. Daha sonraki numaralandırma sürücülerin isimlerinin alfabetik sıralamasına göre yapılır. Sürücülerin numaraları bisikletlerinin şasisinin her iki tarafına da konulur. Aynı şekilde sürücülerin de biri kalça üzerinde olmak üzere iki numaralı kıyafet giymesi gereklidir. Zamana karşı yarışlarda küçük kalça numaraları yerine daha büyük olan sırt numaraları kullanılır.
Kayıt
Her tur etabından önce sürücüler, yarış öncesi harekât toplanma bölgesinde imza atmak zorundadır. Bu prosedür bir gelenek haline geldiği için gerçekleştirilmektedir ve bu sayede başlama noktasında toplanmış izleyicilerin etap başlamadan birkaç dakika önceden favori sürücüleri ile buluşması sağlanır. Cadde etaplarında sürücüler ve takım yöneticileri kayıt işlemine en az on dakika öncesinde gelmeleri gerekmektedir. İmzaya gelmeyen sürücülere 100 İsviçre Frangı yani yaklaşık 85 dolar ceza verilir. Sürücünün imza aşamasına trafik veya başka zorunlu durumlar neden olduysa cezaya çarptırılmaz.
Beslenme Alanları ve Kuralları
Yarışlar esnasında sürücüler yemek ve sıvı ikmali yapmak durumundadırlar. Bazı istisnalar dışında sporcuların yiyecek ihtiyaçları takımların kendi sorumluluğundadır. Her cadde etabında beslenme alanı olarak adlandırılan bölgeler belirlenmiştir. Bu bölgelerde takım temsilcileri sandviç, çikolata, meyve ve enerji içeceği içeren kumanya veya beslenme çantaları taşırlar. Sürücüler beslenme alanından geçerken bu kumanyaları sürücülerin eline tutuştururlar. Benzer şekilde bu bölgede yeni su şişeleri de sürücülere verilir ancak verilen bu sular, tur sponsorlarının veya tur yöneticilerinin izin verdiği markalarda olmalıdır. Beslenme alanının dışında da sürücüler gruptan ayrılıp, takım aracından veya tur motosikletlerinden su veya gıda takviyesi alabilirler ancak bu takviye alanları tur kurallarına uygun olmalıdır..
Takım Araçlarıbisiklet.jpg2
Sürücüleri ile birlikte her etapta grup halinde gezen araçlar karavan olarak bilinir. Televizyon, radyo ve gazete muhabirleri, yarış görevlileri, polis eskortları ve reklam araçları tur kurallarına uymak zorundadır. Karavan araçları ön camlarına yapıştırılan renkli etiketler ile tanımlanırlar. Yarışın mesuliyeti, araçta kaç kişi olduğu ve aracın nasıl donatıldığı durumlarına göre araçlara öncelik verilmektedir. Aynı kurallar takım araçları için de geçerlidir ancak bu araçlar bazı karışık ve ekstra bazı kurallara tabi tutulurlar. Takım araçları yedek bisiklet, tekerlek, su, gıda ve ilaç bulundururlar. İlk takım araçları idareciler tarafından kullanılırlar ve yolun sağ tarafında ilerler. Her takımın ilave araçları da grup halinde konumlanırlar. İlave araçlar da aynı birincil araçlar gibi konumlanır ancak arada en az 200 metre mesafe bulundurmak zorundadır.
Her takım aracında frekansı tur anonslarına göre ayarlanmış radyo bulundurmalıdır. Her takım aracının yeri yarıştan önce belirlenir. Gerekli zamanlarda takım araçları, yarış yönetim aracını sollamak isterse yarış operatörlerinden izin almak zorundadır.
Takımlar ve sürücüler tur ve Uluslararası Bisikletçiler Birliği kurallarına uymak durumundadır. Herhangi bir ihlal durumunda yarış mevzuatının yaptırımlar bölümündeki cezalara çarptırılırlar. Yarış kurallarının yanında, araçlar aynı zamanda Fransız hukukuna uygun davranmakla yükümlüdür.
Zamanlama
Tur organizatörleri yarışın ne kadar zamanda biteceğini çok iyi bilmektedirler. Tur düzenlenmeden bir yıl önce, turun düzenleneceği parkurlarda sayısız kez deneme yaparlar. Bu deneme turlarından sonra tur organizatörleri dağ tırmanma ve inişlerde, uzun düz yollarda ve rüzgâra açık cadde etaplarında doğru bir zaman periyodu belirlerler. Birçok yarış bu sayede akşam saat 5 veya 6 sıralarında bitecek şekilde ayarlanır. Hangi etabın hangi şehirde gerçekleştirileceği gibi bilgiler de önceden belirlenir ve seyahat çizelgesi ayarlanır. Bu çizelgeler Fransız gazetelerinde, turun resmi sitesinde ve farklı yayın organlarında yayınlanır. Böylelikle izleyiciler sürücülerin kendi bulundukları konumdan ne zaman geçeceğini bilirler. Bazı istisnai durumlar dışında etapların zaman tahminleri şaşırtıcı şekilde beklentilere tam olarak uyar. Özellikle yarışın beklenenden daha hızlı tempoda tamamlandığı yarışlarda sürücüler şehirlere ve bitiş çizgisine daha önceden varırlar. Ciddi kaza durumlarında, aşırı hava koşullarında ve benzer öngörülemeyen durumlarda da bunun tersi olarak birkaç dakikadan yarım saate kadar beklenenden daha geç sonlanır.
Şehirlerarası etaplarda, her etaba ait seyahat planında etabın topografik profili de bulunmaktadır. Bu profilde beslenme alanları, tırmanma (uzunluk ve eğim) ve sürat aşamaları detaylı bir şekilde belirtilmektedir. Aynı zamanda başlangıçtan bitiş çizgisine kadar gidilebilecek alternatif rotalar da burada bulunmaktadır.
Yarış organizatörleri her ne kadar özenle yarış planını ve zamanını belirlese de bazı koşullar bir veya daha farla etabın iptaline neden olabilir. Doğal afetler veya ciddi kazalar sonucu tur organizatörleri yarış rotasını değiştirebilir, etabı geçici olarak durdurabilir, yarışın geçerli olmadığına kanaat getirerek sonuçları geçersiz kılabilir, kaza durumunda etabın bir bölümünü geçersiz sayıp ara kademe sonuçlarını dikkate almadan kazanın oluştuğu yerden itibaren yarışı tekrar başlatabilir.
Ödüllerbisiklet
1990 yılından itibaren ödüller sadece para olarak verilmektedir. Bu tarihten önceki dönemlerde ev, araba ve sanat eseri gibi farklı ödül uygulamaları denenmiştir. Ödül miktarları, tura gösterilen ilgi, sponsor destekleri gibi parametrelere göre değişiklik gösterdiğinden her yıl değişebilmektedir. Günümüzde yarış birincisi 450000 Euro, her etap birincisi 8000 Euro (takım zamana karşı yarışı etabında 10000 Euro) ödül almaya hak kazanır. Bunun yanında en iyi genç sürücüye 20000 Euro, dağ klasmanı ve puan klasmanı birincilerine 25000 Euro, takım klasmanı kazananına da 50000 Euro ( her üç takımın en iyi üç sürücülerinin kümülatif zamanları eklenerek hesaplanır) verilir.
Doping Testi
Yarışlardan önce her sürücü yasaklı maddelere karşı teste tabi tutulur. Yarışlardan sonra da, yarış öncesi belirlenen seçim prosesine göre birçok sürücü tekrar test edilir. Şu anda hüküm süren kurallara göre, yarış birincileri, etap birincileri ve rastgele seçilen sekiz sürücüden olmak üzere en az 180 idrar örneği alınır
Doping testleri Uluslararası Bisikletçiler Birliği ve Fransız Bisikletçiler Federasyonu kurallarına uygun yapılmaktadır. Özel olarak donatılmış araçlar bitiş çizgisine yakın bir bölgede bekler ve yarışın hemen ardından alınan örnekleri özel bir bölgeye taşırlar. Buradan da örnekler testin yapılacağı laboratuvara sevk edilir. Testler sonucunda çıkan raporlar hızlıca tur operatörlerine iletilir.
Kaynakça:
http://www.dummies.com/how-to/content/knowing-some-important-tour-de-france-regulations.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Tour_de_France

Üzümün Faydaları, Üzümden Pekmez ve Şarap Yapımı


pekmez
Ülkemizin çeşitliliği ve miktarı faydaları gibi çok olan en önemli ürünlerinden biri ‘üzüm’. Öyle ki Türkiye, en çok üzüm üreten 10 ülke arasında yer alıyor. Üzümün faydaları saymakla bitmiyor. Kabuğundan suyuna, suyundan çekirdeğine kadar değerlendirilebilen mucizevi bir meyve. İçindeki anti-oksidan özelliğinin; E vitamininden 50, C vitamininden ise 30 kat daha fazla olması ne kadar önemli olduğunu kanıtlıyor.
- Siyah üzümün kabuğundaki ‘Resveratra’ maddesi beyin hücrelerini korumaktadır.
- Çekirdeğindeki ‘Quersetin’ maddesi kan yapımına yardımcıdır.
- Kanserden koruyucu etkisi mevcuttur.
- Beyinin enerji kaynağıdır.
- Kireçlenmeyi önler.
- Nefes darlığına iyi gelir.pekmez2
- Kalbi kuvvetlendirir.
- Kuru üzüm unutkanlığa ve kansızlığa faydalıdır.
- Kara üzüm mide hastalıklarında yararlıdır.
- Bağışıklık sistemini güçlendirir.
-Zayıflama rejimlerinde kullanılır.
Üzümler şaraplık ve sofralık üzüm olmak üzere ikiye ayrılıyor. Ev koşullarında üzümü nasıl değerlendirebileceğimizi düşündüğümüzde akla ilk ‘pekmez’ yapımı geliyor.
1 kg pekmez; bomesi 11, şıra randımanı % 70 olan 5-6 kg üzümden üretilmektedir.
-PEKMEZ YAPIMI-
Pekmezlik üzümler toplanıp çeşitli şekillerde sıkılır ve şırası (üzüm suyu) elde edilir. Elde edilen şıra 50 – 60 ‘C de 10-15 dakika kaynatılır. Daha sonra % 50- 90 kireç içeren pekmez toprağı ilave edilir. Pekmez toprağının katılmasının nedeni şırayı durultmak, süzmeyi kolaylaştırmak ve şıra ekşiliğini azaltmaktır.
4-5 saat dinlendirilen şıranın dibinde tortu oluşur. Berrak kısmı kaynatma kazanına boşaltılır. Şıra kaynadıkça köpük oluşur, bu köpükler kepçeyle alınır. İyice kaynar, kendine has pekmez kokusu yayar. Böylece pekmezin kıvama geldiği anlaşılabilir.
Peki şaraplık üzümüm var şarap yapmak istiyorum diyorsanız bunu kendi koşullarınızda nasıl yapacaksınız..
pekmez3
-ŞARAP YAPIMI-
Çekirdekli siyah üzümler toplanıp saplarıyla birlikte sıkılır. Şırası elde edilir. Büyük bir kazanın içine posalarıyla birlikte konulur. Günaşırı karıştırılır. Normal olarak mayalanma başlamış olur. Karıştırdıkça posalar dibe çöker. Bir müddet böyle bekletilir.
Şıra kazandan süzülerek alınıp başka bir kazana taşınır. Kalan posalar tekrar sıkılır. Bu işlem bitene kadar devam edilir.
Daha sonra şarap şişelere konulur ve şişelerin ağzına mayalanma işlemi devam ettiği için limon konulur ve bekletilir. Dibindeki tortudan dolayı fazla oynatmadan başka şişelere taşınır. Şarabı koyduğunuz şişe hava da almaması için tamamen doldurulmalıdır. Şişe yatık şekilde saklanır.
İster meyve olarak tüketin ya da kurutun, ister pekmez yapın, ister pestil yapın, isterseniz de şarap yapın üzüm sizi yanıltmadan mutlaka geriye sağlık olarak dönecektir.

Windows 7′de Kişisel Dosyalarınızı Taşımak


Bilgisayarınızda işletim sisteminizin kurulu olduğu C sürücüsü aşırı dolduğunda bilgisayarınız yavaşlamaya başlar ve uyarılar almaya başlarsınız. Peki D sürücümüz boş ve C sürücümüz belgelerimiz (resimler, videolar, müzikler) yüzünden aşırı dolu ise ne yapmalıyız?
Bildiğiniz gibi Documents (Belgeler) diye adlandırılan klasör Windows 7 tarafından sistem dosyası olarak görüldüğü için korunmakta ve taşınamamaktadır. Bunu başka bir program kullanarak da yapamıyorsunuz.
Şimdi belgelerim klasörünü taşımayı ve bundan sonraki kayıtlar için de yerini değiştirmeyi öğreneceğiz.3024_1
1. Başlat’a basın ve kullanıcı isminize tıklatarak şu konuma ulaşın:
C:\Users\Kullanıcı adı ya da C:\Kullanıcılar\Kullanıcı adı
2. Açılan ekranda Resimlerim, Müziğim, Videolarım gibi klasörler göreceksiniz. Bunlardan hangisini taşımak istiyorsanız üzerine sağ tıklayıp özelliklere tıklayın. Daha sonra gelen ekranda Konum’a basın ve Taşıya tıklayın.
3. Önceki dosyalarınız ve bundan sonraki dosyalarınız için yeni bir konum seçebilirsiniz. Bu ağa bağlı başka bir bilgisayar olabileceği gibi, harici diskiniz de olabilir. Ya da sadece D:\ sürücünüz.
4. Gelen ekranda “Evet’”e basarak dosyalarınızı taşıyabilirsiniz. Bu işlemleri varsayılan ayarlara getirmek için Varsayılan ayarlara basabilirsiniz.
3024_3
Bu adımları takip ederek şu klasörleri taşıyabilirsiniz:

1. Bağlantılar
2. Masaüstü
3. Belgelerim
4. Karşıdan Yüklemeler
5. Favoriler
6. Aramalar
7. Müziğim
8. Resimlerim
9. Kayıtlı oyunlar
10. Videolarım
Kaynakça:
http://www.techsupportalert.com/content/how-move-windows-7-personal-folders-my-documents-another-drive.htm

Canavan(Kanavan) Hastalığı Nedir? Belirtileri Nelerdir?


kanavan
Canavan, Türkçe okunuşu ile Kanavan hastalığı, ilerleyen ve kalıtımsal bir hastalıktır. Otozomal resesif geçişli olan bu hastalıkta, hastanın anne ve babası taşıyıcıdır. Omurilikte, sinir dokusu üzerindeki miyelin kılıfının bozulması ve beynin süngerimsi bir yapı alması anlamına gelmektedir.
Hastalığın Belirtileri
Canavan hastalığı, gözle bakılarak ya da davranışlar ile teşhis konulan bir hastalık değildir. Ülkemizde hatta dünya üzerinde çok fazla bu hastalığı yaşayan kişi olmaması da hastalığın teşhisini güçleştirmektedir.
Genel olarak bebeklik döneminde başın dik tutulamaması, bebeğin destek almadan her hangi bir yerde oturamaması, başın olması gerekenden daha büyük olması ve zaman zaman kasılma şikayetleri ile kendini göstermektedir.
İlerleyen zamanlarda hastalığı taşıyan bireylerin yutma, tükürüğünü tutma, görme bozuklukları, kas gerginliği ve ne yazık ki zeka geriliği durumları da saptanmaktadır. Anne babalar bu değişiklikleri genel anlamda bebeklerinin ilk 3 ve 9 ayı arasında fark etmektedirler.canavan1
Hastalığın Görülme Sıklığı Ve Teşhisi
Canavan hastalığı, dünya üzerinde görülme sıklığı nadir olan hastalıklardan birisidir. Ülkemizde ise, dünyada görülmesinden daha az sıklıkta görülen bu hastalık yaşayan aileleri oldukça zorlamaktadır. Hastalığın teşhisi idrar örneği alınması, MR ve MR Spektrometre çekilmesi ile konulmaktadır.
Hastalığın Tedavisi
Çok nadir olarak rastlanan bu hastalığın ne yazık ki şimdiye kadar bir tedavisi bulunamamıştır. Dünyada pek çok uzman, ölümcül olan bu hastalığın tedavisi için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadır. Özellikle Amerika`daki hastanelerin bu konu hakkında gen terapisi ve Lityum terapisi gibi çalışmaları bulunmaktadır.kanavan2
Tedavisi ve ilerlemesinin önlenmesi için, şu an için bir çözüm bulunamayan hastalığı taşıyan kişilerin ortala olarak yaşam süreleri 3-10 yıl arasında değişmektedir. Hastaların pek çoğu, bebeklik dönemlerinde hayata gözlerinin yummaktadır. Genel olarak ölüm nedenlerine bakıldığında ise akciğer enfeksiyonu görülmektedir.
Hayatlarının sürekli tekerlekli ve destekli sandalye ile sürdürmeye çalışan Canavan hastaları, konuşamaz ve tek başlarına en ufak ihtiyaçlarını bile karşılayamazlar. Bu nedenle hastanın, rahat bir şekilde yaşamına devam edebilmesi için, sürekli yakın ilgiye ve zaman zaman aniden gelen nöbetlerden en az zararı alması için, uzmanların kontrolünde olmaya ihtiyacı vardır.
Kaynakça:
destekgrulari.com
rehabilitasyon.com
mutlumikrop.com

Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri


kaside
Şiirin birim sayısı, birimdeki dize sayısı, dizelerdeki hece sayısı ve kafiye düzeni ile belirlenen şekline nazım biçimi adı verilir. Şiirin bazen konusu, bazen de ölçüsünün kalıbı şiir biçimi önemlidir.
Nazım biçimindeki dizelerin kümelenişine nazım birimi; nazım birimlerindeki dizeler arasındaki uyak bağlantısına uyak düzeni; nazım şekilleri, nazım birimi ile uyak düzenine göre türlere ayrılmasına nazım türü denir.
Nazım türlerinde dize ve uyak düzeni şemayla; bu şemada her dize bir çizgiyle; kafiyeler bir harfle gösterilir. Ana kafiye için “a” harfi kullanılır. Diğer kafiyeli dizeler “b”den başlanarak sırayla harflendirilir. Kafiyesiz dizeler “x” ile; nakaratlar harfin üzerine konan küçük bir “n” harfi ile gösterilir.
Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri
Divan şiiri, mazım biçimleri açısından zengin bir şiirdir. Nazım biçimleri beyit ve bent olmak üzere ikiye ayrılır. Beyitle yazılanlar “aynı” ve “ayrı” uyaklı olmak üzere iki dala ayrılır. Aynı uyaklıların en önemlileri gazel, kaside ve müstezattır. Ayrı uyaklı tek nazım şekli ise mesnevidir.
Bentlerden oluşan nazım biçimleri de tek bentli ve çok bentli olarak gruplandırılır. Tek bentli olanlar rübai ve tuyuğ, çok bentliler ise musammat ana başlığı altında toplanan murabba, şarkı, muhammes, tahmis, tardiye, taşdir, müseddes, tesdis, müsebba, tesbi, müsemmen, temsin, muaşşer, taşir, terkib-i bent ve terci-i benttir. Bunun haricinde müfred yani tek beyit ve azade (tek mısra) vardır.
Dize, manzum yapıtların her bir satırına verilen isimdir. Bir ölçüye uygun olarak söylenmiş beytin yarısına da mısra denir. En küçük anlamlı nazım birimi olan mısra, bir şiirin parçası olabileceği gibi, bağımsız bir bütünlük de olabilir. Divan edebiyatında kendi içinde bir bütün oluşturan mısralara mısra-i azade yani bağımsız mısra adı verilebilir. Ayrıca bir beytin birbirinin anlamlarını tamamlayan ya da aralarındaki anlam bağı kesin olmayan mısralarına da aynı ad verilir. Yetkinliği, sağlamlığı, özlü ve çarpıcı anlatımıyla dikkat çeken, her zaman hatırlanabilen, dilden dile dolaşan mısralara mısra-i berceste veya şah-mısra adı verilir.
kaside4
Beyitlerden Oluşan Tek Kafiyeli Nazım Şekilleri
Gazel
Divan şiirinde en çok kullanılan nazım şekillerindendir. Kelime anlamı kadınlarla aşıkâne sohbet etmek, konuşmak; kadınlar için söylenen güzel, aşk dolu söz demektir. Terim olarak aşk, şarap, tabiat ve kadın konularını işleyen şiirlere denir. Ayrıca klasik musikimizde, bir kişi tarafından özel bir ahenkle okunan musiki eserlerine gazel; gazelleri makamla okuyan kişilere gazel-hân, gazel yazan ustalara ise gazel-sera, gazel-nuvis; gazel tarzında olan şiirlere gazeliyyât adı verilir.
Bağımsız bir nazım biçimi olarak Türk edebiyatına İran edebiyatından gelmiştir. Biçimde herhangi bir değişikliğe gidilmemiş, Türk şairleri tarafından sıkça kullanılmış olup, aruzun hemen hemen her kalıbıyla yazılmışlardır.
Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir. Gazelin ilk beytine matla, son beytine makta adı verilir. Matla beytinden sonra gelen son beyte hüsn-i matla, makta beytinden bir önceki beyte ise hüsn-i makta, en güzel beytine beyt’ül gazel denir.
Birinci beyit kendi arasında kafiyeli, diğer beyitlerin birinci serbest, ikinci mısraları birinci beyit ile kafiyelidir. Kafiye düzeni “aa-ba-ca-da-ea-fa…” şeklindedir.
kaside3
Gazel Örneği:
Gönül düşüp ham-ı giysû-yı yâra kalmışdur
Netîce hâtırum ol yâdigâra kalmışdur

İrişmeyince hatı âşinâlık itmez o yâr
Anunla sohbetümüz tâ bahâra kalmışdur

Hadengi sâika-sürat iken ol âhûnun
Gelince menzil-i cism-i nizâra kalmışdur

Güşâyiş-i der-i genc-i tılsım her dü-cihân
Niyâz-ı nîm şeb ü âh ü zâra kalmışdur

Acebdür ol büte cân virmek isterem Sırrî
Benüm işüm hele Perverdigâvar’a kalmışdur
             (Üsküdarlı Sırrî)
Gazelde öncelikle beyit güzelliğine önem verilir. Bir gazelde beyitler yalnız vezin ve kafiye yönüyle değil, anlamları bakımından da birbirine bağlanmışsa yani bir konu bütünlüğü varsa, böyle gazellere yek-ahenk, bütün beyitler aynı güçte ve güzellikte söylenebilmişse bunlara da yek-âvâz gazel adı verilir.
Yek-âvâz ve âşıkane üslupla yazılmış gazele örnek:kaside2
Menüm tek hiç kim hiç kim zâr u perişân olmasun yâ Rab
Esîr-i derd-iaşk u dâğ-ı hicrân olmasun yâ Rab

Dem-a-dem cevrlerdür çekdüğüm bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esîri bir müselmân olmasun yâ Rab

Görüp endişe-i katlümde ol mâhı budur derdüm
Ki bu endîşeden ol meh peşîmân olmasun yâ Rab

Çıkarmak itseler tenden çeküp peykânın ol servün
Çıkan olsun dil-i mecrûh peykân olmasun yâ Rab

Cefa ü cevr ile mu’tâdem anlarsuz n’olur hâlüm
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasun yâ Rab

Dirmen kim adli yok yâ zulmü çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan gayrı sultân olmasun yâ Rab

Fuzûlî buldı genc-i afiyet meyhâne küncinde
Mübârek mülkdür ol mülk vîrân olmasun yâ Rab
                           (Fuzûlî)
Matla beytinin dizeleri kendi aralarında uyaklıdır. Buna musarra beyit denir. Birden fazla musarra beyit varsa bu gazele zü’l-metâli veya zâtü’l-metâli, her beyti musarra yani her dizesi uyaklı olan gazele müselsel denir.
Bazı gazellerin matla beytini oluşturan dizelerden birinci ya da ikincisinin makta beytinde yani son beyitte yinelenmesine redd-i matla, matla veya maktadaki dizeler dışındaki bir dizenin maktada yinelenmesine redd-i mısra adı verilir. Tekrarlanan bu dizenin hoş bir etki yapabilmesi için güzel olması gerekir.
Şair mahlasını makta ya da hüsn-i maktada söyler. Bu durumda beyit ikinci bir adla mahlas beyti ya da mahlas-hâne olarak bilinir. Şair mahlasını uygun düştüğünde iki ayrı beyitte de kullanabilir. Mahlas kullanılmamış gazeller de mevcuttur.
Şairin mahlasını tevriyeli kullanmasına hüsn-i tahallüs adı verilir:
Minnet Hudâ’ya devlet-i fenâ bulur
Bâkî kalır sahîfe-i âlemde adımız.
     (Bâkî)
Mahlas beytinden sonraki birkaç beyitte şair, zamanın padişahı, devlet büyükleri veya tarikat uluları için övgüde bulunur. Bu tarz gazellere gazel-i müzeyyel denir.
Mısra sonlarındaki kafiyelerden ayrı olarak mısra içlerinde de kafiye bulunan gazellere musammat gazel adı verilir. Genelde aruzun iki çeşit parçaya bölünebilen kalıplarıyla yazılır. Baştan ya da ikinci beytinden başlayarak bu eşit parçalardan ilk üçü kendi aralarında kafiye oluşturur ve her beyit küçük bir dörtlük halini alır. Fuzûlî’nin aşağıdaki beyti musammat gazele güzel bir örnektir:
Beni cândan usandırdı   /  cefâdan yâr usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan  /  murâdım şem’i yanmaz mı?

Kamu bîmârına cânân   /  devâ-yı dert eder ihsân
Niçin kılmaz bana dermân  /  beni bîmâr sanmaz mı?

Gamım pinhân tutardım ben   /  dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen     /  inanır mı inanmaz mı?

Şeb-i hicrân yanar cânım  /   döker kan çeşm-i giryânım
Uyarır halkı efgânım    /      kara bahtım uyanmaz mı?

Gül-i ruhsârına karşu   /    gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu  /      akar sular bulanmaz mı?

Değildim ben sana mâil   /     sen ettin aklımı zâil
Bana ta’n eyleyen gâfil     /    seni görgeç uyanmaz mı?

Fuzûlî rind-i şeydâdır    /   hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır    /   bu sevdâdan usanmaz mı?
              (Fuzûlî)
Sonu getirilmemiş ya da beyit sayısı beşten az olan gazellere na-tamam gazel denir. Başka şairlerin birkaç dize ekleyerek bent biçimine dönüştürdükleri gazellere tahmis veya terbi denir.
Divanların ağırlık noktasını oluşturan gazellerdir. Gazellerin adlandırılması kafiye ya da rediflerin son harflerine göre olur. Bu dizilişte esas olan Arap alfabesidir.
Gazellerde aşk, şarap âlemleri, doğa güzellikleriyle birleşmiş bir biçimde canlı ve akıcı bir üslupla kaleme alınır. Konu bakımından lirik bir nazım şeklidir. Değişik konularda yazılmış olmakla beraber gazeller genelde aşk şiirleridir.
Gazeller, konularına göre de değişik isimler alırlar.
Aşkın verdiği mutluluğu, sıkıntıyı, sevgiliden şikâyet etmeyi içli ve duygulu bir şekilde anlatan gazellere âşıkane gazel denir. Bu alanın en önemli temsilcisi Fuzulî’dir.
İçkiyi, içki zevkini, içki ile ilgili düşünceleri, hayata karşı kayıtsızlığı, yaşama boş vermişliği ve yaşamdan zevk almayı işleyen gazellere rindâne gazel denir. Bunun en önemli temsilcisi Bâkî’dir.
Kadınları ve aşkın zevklerini konu edinen zarif ve çapkın bir anlatımla söylenmiş gazellere ise şûhane gazel, Nedîmâne tarz denir. Bu türün en önemli temsilcisi Nedîm’dir.
Ahlakla ilgili öğütler veren, türlü hayat görüşlerini yansıtan, özdeyiş niteliğindeki sözlerin ağır bastığı gazellere hâkimâne gazel, hikemî gazel denir. Nabî ve Koca Ragıp Paşa’nın bu tarzda gazelleri vardır.
Kaside
Kaside kastetmek, yönelmek, niyet etmek anlamlarında Arapça bir kelimedir. Terim olarak belli bir amaçla yazılmış manzume anlamına gelir. Türk edebiyatında din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan uzun şiirlerdir.
Kaside şairlerine kaside-gû (kaside söyleyen), kaside-sera ya da kaside-perdaz (kaside yazan) denir.
Kaside beyitlerle yazılır. Beyit sayısı genelde 33-99 arasında değişir. Ancak, 33′ten az, 99′dan çok olan kasidelerin sayısı da az değildir.
Kasidenin ilk beytinin mısraları aynı uyaklı, ondan sonraki beyitlerin mısraları ise birinci beyit ile uyaklıdır. Uyak düzeni aynı gazeldeki gibi “aa-ba-ca-da-ea-fa…” şeklindedir.
Kasidenin ilk beytine matla, son beytine makta, en güzel beytine şah beyit veya beytü’l kasid, şairin adının veya mahlasının geçtiği beyte taç beyit denir. Bazen şairin mahlasını söylediği birden fazla beyit olabilir. Taç beyit, kasidenin son yani makta beyti olabileceği gibi, ondan önceki beyitlerden biri de olabilir. Şairler genellikle mahlaslarını tegazzül, fahriye ve dua kısmında ya da kasideyi bitirmeden birkaç beyit önce söylerler.
Şair kaside içinde, herhangi bir yerinde matla beyti tekrarlanabilir. Yani “aa” şeklinde olabilir. Buna tecdîd-i matla denir. Tecdid-i matla olan kasidelere zâtü’l-matla, zü’l-metâli adı verilir.
Kasideler, mürettep divan sıralamasında divanların başında ve öteki şiirlerden önce yer alır. Divanlarda önce dinî konulardaki tevhîd, münacât, na’t kasideleri; dört halife hakkındaki kasideler; padişah, sadrazam, vezir vb. için yazılmış kasideler sıralanır. Kasideler, devrin toplumsal hayatına ışık tutması açısından önemlidir.
Kaside 6 bölümden oluşur:
Birinci bölüm 15-20 beyitten oluşan nesîb veya teşbîb denilen giriş bölümüdür. Kasidenin girişi ve şiir yönünün en ağır bastığı bölümüdür. Konusu aşk ve sevgili olan başlangıç kısımlarına nesib, başka ve değişik konuları işleyen kaside başlangıçlarına teşbib adı verilmiştir.
Kasideler bu nesîb kısımlarının konularına göre adlandırılmıştır. Nesibleri baharı anlatan kasidelere bahariye, kışı anlatanlara şitâ’iyye ve bayramı anlatanlara ıydiyye, düğünleri anlatanlara sûriye denir. Rediflerine göre isim alan kasideler de var: su kasidesi, sünbül kasidesi, sühan kasidesi… gibi. Redifi olmayanlar da kafiyelerinin son harfleriyle anılırlar: Râ’iyye, Mimiyye, Vâviyye… kasidesi gibi. Bazı şairlerin hiç nesîb yapmadan doğrudan methiyeye geçtikleri olmuştur.
İkinci bölüm girizgâh ya da girizdir. Kasidelerin nesib bölümünden asıl konu olan methiye bölümüne geçerken söylenen beyit ya da beyitlere denir. Bu beyit ya da beyitler iki bölümü birleştiren basamak görevindedir. Gelişi güzel söylenmez, yeri getirilerek, uygun, nükteli bir sözle övgüye başlandığı belirtilir.
Üçüncü bölüm methiyedir. Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü yerdir. Övülen kimsenin kişisel yetenekleri hiç dikkate alınmadan çok abartılı olarak, kalıplaşmış mazmun ve benzetmelerle yapılan övgüdür. Bu bölümde asıl konu anlatılır. Beyit sayısı konuya ve şaire göre değişen methiye bölümü kasidenin en sanatlı beyitlerini içerir.
Kasidenin dördüncü bölümü tegazzüldür. Gazel söyleme, gazel tarzında şiir yazma anlamına gelir. 5-12 beyit arasında değişir. Kasidelerin içinde genelde methiye bölümünden sonra bir fırsatını düşürüp aynı ölçü ve uyakta gazel söylemektir. Bu bölüm her kasidede bulunmayabilir. Kimi zaman gazeller tegazzülle başlayabilir. Bu durumda kasidede nesib bölümü bulunmaz. Gazelden sonra yine methiyeye geçilir.
Beşinci bölüm fahriyedir. Kaside içinde şairin kendisini övdüğü bölümdür. Methiye bölümünde de olduğu gibi şair, abartılı olarak kendisini İran’ın ünlü şairleriyle karşılaştırarak över. Hatta şiirinin ve şairlik gücünün onlardan üstün olduğunu söyler.
Kasidenin son bölümü duadır. Bu bölümde önceki beyitlerde övgüsü yapılan kişinin başarılı, uzun ömürlü ve talihinin iyi olması yolunda iyi dileklerde bulunarak dua edilir.
Kasideler, nesib bölümünde ele alınan konuya göre kaside-i bahariyye, kaside-i ramazaniyye, kaside-i hammamiyye olarak adlandırılır. Bir başka adlandırma redife göredir: şemsiyye, sünbüliyye, su kasidesi… gibi. Redifli olmayanlar da kafiyelerinin son harfleriyle anılırlar. Kasidenin kafiye harfi r harfi ile bitiyorsa kaside-i raiyye, l harfi ile bitiyorsa kaside-i lâmiyye, m harfiyle bitiyorsa kaside-i mimiyye adları verilir.
Kasideler konularına göre de adlandırılır. Tanrı birliği anlatılıyorsa tevhid, Allah’a yakarış söz konusu ise münâcât, peygambere övgü varsa na’t adını alır.
Dini konularda yazılan kasideler hariç, kasideler bir geçim kaynağı olarak kullanılmıştır. Padişahın tahta oturması, bazı kişilere sadrazamlık, vezirlik, şeyhülislamlık verilmesi, savaşta kazanılan bir başarı, bayram, düğün kutlamaları, saray, çeşme, hamam gibi yapıların tamamlanışı gibi devlet büyüklerine kaside sunmak için bir fırsat olmuştur. Kaside sunan kişiye ihsan ve caize ile ödüllendirmek bir adet haline gelmiştir. Bugünkü anlamda bir bakıma telif ücreti de denilebilir.
Matla bölümü
Rûh-bahş oldu Mesîhâ-sıfat enfâs-ı bahâr
Açdılar dîdelerin hâb-ı ademden ezhâr

Taze cân buldı cihân erdi nebâtâta hayât
Ellerinde harekât eyleseler serv ü çenâr

Nesib veya teşbib bölümü
Döşedi mihr-i felek yolları dibâlar ile
Etdi teşrîf çemen mülkini sultân-ı bahâr

Subhdem velvele-i nevbet-i şâhî mi degül
Savt-ı murgân-ı hoş-elhân u sadâ-yı kühsâr

Girizgah bölümü
Dâmenin dürr ü cevâhirle pür etdi gül-i ter
Ki ede hâk-i der-i hazret-i Paşaya nisâr

Sâhib-i tîg ü kalem mâlik-i câm u hâtem
Âsaf-ı Cem-azamet dâver-i Cemşîd-vekâr

Methiye bölümü
Manzar-ı kasr-ı sa’âdetden anun re’yi gibi
Rûy göstermedi bir şâhid-i hurrem-dîdâr

Bâğ-i cihânda nihâl-i kereminden derilür
Lutf-ı bî-minneti meyvelerinden her bâr

Tegazzül bölümü
Gül gibi gülşene kılmaz nola arz-ı dîdâr
Hayli döküldi saçıldı yolına fasl-ı bahâr

Reşk-i dendânun ile hançere düşdi lâle
Berg-i sûsende gören etdi sanur anı karâr

Taç beyit
Koma Bâkî kulunı cur’a-sıfat ayakda
Dest-gîr ol ana ey dâver-i âlî-mikdâr

Fahriye bölümü
Puhteür gayrılar eş’arı meger puhte piyâz
Hâm anberdür eger hâm ise de bu eş’ar

Hâm var ise eger micmere-i nazmunda
Dâmen-i lutfun anı setr ede ey fahr-ı kibâr

Dua bölümü
Lâlelerle bezene nitekim deşt ü sahrâ
Nitekim güller ile zeyn olan dest destâr

Nitekim lâlelerle şebnem ola üftâde
Güllere âşık-ı şeydâ geçine bülbül-i zâr

Makta bölümü
Gül gibi hurrem u handân ola rûy-ı bahtun
Sâgar-ı ayşun ola lale-sıfat cevherdâr
Müstezat
Müstezadın sözlük anlamı, ziyadeleştirilmiş, artmış, çoğalmış demektir. Edebiyat terimi olarak uzunlu kısalı mısralar halinde yazılan nazım şeklinin adıdır. Bir gazelin her dizesine bir kısa dize ekleyerek oluşturulan şiir biçimidir.
Genellikle aruzun “mef’ûlü/ mefâ’îlü/ fe’ûlün” kalıbı kullanılarak yazılırlar. Her dizeden sonra bu kalıbın ilk ve son parçalarından olan mef’ûlü/ fe’ûlün kalıbına uygun kısa bir dize söylenir. Eklenen bu kısa dizeye ziyade denir. Ziyadeler dizeden sayılmadığı için iki uzun iki kısa dizeden oluşan dört dize bir beyit sayılır. Kısa dizeler okunsa da okunmasa da beytin anlamı bir bütün oluşturur. Ziyadesi bir satırdan fazla olan müstezatların yanı sıra çift ziyadeli olanlar da vardır.
Müstezatlar, aşk, sevgili, şarap, tabiat gibi konularda yazılmışlardır. Ayrıca methiye, na’t, tevhid, münacât, hiciv, dervişlik, tarikat, dünyaya bağlılık ve müzik terimleri ile ilgili müstezatlar da vardır.
Müstezat, Türk edebiyatına İran edebiyatından gelmiştir. Türk edebiyatında bilinen ilk müstezatlar Nesîmî’ye aittir. Tanzimat döneminden sonra Servet-i Fünun edebiyatçıları müstezada fazla ilgi göstermişlerdir.
Müstezat Örneği
Ey şûh-i kerem-pîşe dil-i zâr senindir
Yok, minnetin aslâ
Ey kân-ı güher anda ne kim var senindir
Pinhân ü hüveydâ
Sen kim gelesin meclise bir yer mi bulunmaz
Baş üzre yerin var
Gül goncasısın kûşe-i destâr senindir
Gel ey gül-i ra’nâ
  ( Nedîm)
Kıt’a
Kıt’anın sözlük anlamı parça, bölük, cüzdür. İkinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle kafiyeli genelde iki beyitli bir nazım şeklidir. Kafiye şeması xa-xa şeklindedir.
Matla ve makta beyti bulunmayan kıt’ada iki beyitten uzun kıt’alara kıt’a-i kebîre denir. Uzun kıt’alar, divanlarda kasidelerden hemen sonra; diğer kıt’alar divan sonlarında mukatta’ât adı altında birleştirilmişlerdir.
İki beyitli kıt’alar, edebiyatımızda çok sık kullanılmışlardır. Bu sebeple kıt’a terimiyle daha çok iki beyitli şekiller belirtilmiştir. Bu kıt’alar dört mısradan meydana geldikleri için bunlara dörtlük adı da verilmiştir. Rübâilerle zaman zaman karıştırılmışlardır.
Kıt’alar aruzun her kalıbıyla yazılırlar. Kıt’aların konusu çok çeşitlidir. Önemli bir düşünce, hikmet, yergi, nükte olabilir.
Kıt’a Örneği
Kalem olsun eli ol kâtib-i bed-tahrîrin
Ki fesâd-ı rakamı sûrumuzu şûr eyler
Gâh bir harf sukûtıyla eder nâdiri nâr
Gâh bir nokta kusûrıyla gözü kûr eyler
                        (Fuzûlî)
Kaynakça:
İpekten, Haluk (1999). Eski Türk Edebiyatı Nazım Şekilleri ve Aruz, Dergah Yayınları, İstanbul.
Macit, Muhsin (1996). Divan Şiirinde Ahenk Unsurları, Akçağ Yayınları, Ankara.

Skoda Citigo


oto
Volkswagen grubu çatısı altında faaliyet göstermekte olan Skoda markasının Citigo modeli artık kasım ayı itibariyle ülkemizde de satışa sunuldu. Bir şehir aracı olan Citigo çok düşük yakıt tüketim değerlerine sahip. 1.0 litre silindir hacmine sahip olan aracın 100 km’de yakıt tüketimi bazı durumlarda 4 litrenin altına kadar inebiliyor.
Buna binaen oldukça küçük bir yapıda tasarlanmış olan Citigo, şehirde yaşayan ve yakıt tüketimini önemseyen kişiler için oldukça uygun bir araç. Ülkemizde ki yakıt fiyatları da göz önünde bulundurulduğunda Skoda Citigo yakıt tasarrufu için oldukça iyi bir seçim olabiliyor. İsterseniz küçük ama bir o kadar da performanslı bu küçük Skoda’yı daha yakından tanıyalım.
 Dış Tasarım
Skoda Citigo modelinin şasisi oldukça küçük bir yapıda tasarlanmış. Önden arkaya 3,563 mm uzunluğa sahip olan araç, buna bağlı olarak oldukça düşük bir yüksekliğe sahip. 1,478 mm yüksekliğe sahip olan Skoda Citigo, her yere sığabilecek kadar küçük bir görüntü sergiliyor. Bu anlamda Skoda Citigo park alanı konusunda sıkıntı çekmeyecek bir araç. Genişlik konusunda da temsil ettiği sınıfa ve üretim amacına göre küçüklüğü tercih eden Skoda Citigo, 1.645 mm gibi çok az olmasa bile düşük bir genişlik oranına sahip. Ayrıca bu genişlik oranının Skoda Citigo’nun iç konforuna da etki ettiğini belirtelim. Skoda Citigo modeli 4 yetişkin için iyi bir alan sunmasına rağmen, araçta yolculuk edebilecek beşinci kişi ancak bir çocuk olabilir. Bundan dolayıdır ki Skoda Citigo bir aile otomobilinden daha çok okul ve ev arasında taşıma yapmak için daha uygun. Bu yönden Skoda Citigo geniş aileler için çokta uygun bir model değil.
oto7
Skoda Citigo modelinin benimsemiş olduğu tasarım detayları da temsil ettiği sınıfta yer alan birçok modelle oldukça benzerlik gösteriyor. Bu yönden Skoda Citigo yabancısı olduğumuz bir tasarımla değil, alıştığımız küçük sınıf araçların tasarım şekliyle karşımıza çıkıyor. Citigo tasarım unsurları açısından diğer Skoda modellerinden ayrılıyor. Tasarım adına Skoda modelleriyle arasında oldukça fark olsa da Skoda Citigo temsil ettiği segmentten çok ayrı bir tasarım da sergilemiyor açıkçası. Bu yönden hem küçük sınıf hem de değişik tarzda bir araç arayanlar için Citigo çok çekici bulunmayabilir.
Çekicilik ve tarz meselesi kişilere göre farklılık göstermekle beraber Skoda Citigo modelinin benimsediği tasarım şekli hem sade hem de radikal olmuş. Skoda Citigo modelinde uygulanan dizayn oldukça sade ve herhangi bir küçük sınıf araç gibi algılanmaya oldukça müsait bir yapıya sahip. Ancak öbür taraftan Skoda Citigo modelinde Skoda markasının yeni tasarım şekillerine rastlamakta mümkün. Bunu Skoda Citigo modelinin ön ve arka tasarım şekillerine bakarak anlayabilmek mümkün.
Skoda Citigo modelinde kullanılan ön kaporta da Skoda markasının genel bir tasarım uyguladığı görülüyor. Skoda markasının tüm modellerin de bu tasarım hakim. Skoda Citigo modelinde kullanılan ön panjur kardeş modellerle aynı olsa da küçük bir araç olduğu için ön panjur daha küçük olarak tasarlanmış. Izgara setinde kullanılan belirgin şeritler sayesinde Skoda Citigo daha da karakteristik bir yapıya bürünmüş. Krom kaplı çerçeve sayesinde de güzel bir uyum sağlanmış. Aracın sis farları da sade ve yuvarlak olarak tasarlanmış.
oto4
Skoda Citigo modelinin farlarında da sadelikten yana bir tutum sergileniyor. Tasarım açısından farlar son derece hoş ve agresif bir görünüme sahip. Ancak buna rağmen esas ışık kaynağı olan far lambaları, oldukça klasik tasarlanmış. Böyle küçük bir model de Angel farlar beklemek yersiz olurdu ancak Skoda gibi markadan bundan daha fazlası beklenirdi. Fakat buna rağmen farların Skoda Citigo modeline tasarım açısından mükemmel uyduğu çok rahat söylenebilir
Skoda Citigo modelinde kullanılan ön cam ise oldukça büyük. Tavana doğru yükselerek devam eden cam aracın aerodinamiğine güzel bir katkı yapıyor. Bununla da ön cam hem sürücü hem de yolcular için çok güzel bir panoramik görüntü sağlıyor. Bu yönden Skoda Citigo modeli küçük yapısına rağmen klostrofobik bir araç olmaktan da çıkıyor.
Öte yandan Skoda Citigo modelinin yan camları da küçük bir modele göre iyi seviye bir görüş sunabiliyorlar. Ancak eleştirilebileceği yönler de yok değil. Mesela arka camlar; arka camlar küçük sınıfta bulunan araçlar da tamamen açılmıyor. Bunun nedeni camların bazı kapı tasarımlarına uygun büyüklükte olamaması. Kapıların arka çamurlukların üzerinde kavis çizecek şekilde oluşturulması arka camın tamamının açılmasını engellemektedir. Bu yüzden küçük sınıf araçlarda arka camın tamamı yerine 3′te 2′si açılmaktadır.
oto9
Yüzde 1′lik kısım sabit kalmaktadır. Bu tür camlara Kelebek Cam denilmektedir. Ayrıca bu türdeki camları diğer sınıflarda ki araçlar da görmek mümkün. Buna binaen Skoda Citigo modelinin arka kapıları (tek kapılı modeli de mevcuttur) camın açılmasına uygun değiller. Skoda markası küçük sınıf modellerde normal karşılanan bu duruma, kelebek cam çözümü yerine arka camın sadece bir kısmını ve sadece yana doğru açılmasını sağlayan bir aparat kullanmış. Bazı kullanıcılar için büyütülecek bir sorun olarak karşılanmasa da kelebek cam sisteminin kullanılmamış olması arka taraftaki yolcular için bir eksiklik olarak kabul edilebilir.
Skoda Citigo modelinin arka taraf tasarımına bakacak olursak ilk fark edileceği üzere tampon yapısı oldukça büyük tasarlanmış olması. Park konusunda sıkıntı yaşamayacak olsa da ufak ve büyük çaplı çarpışmalarda tamponun büyüklüğü sayesinde daha fazla hasar alması engellenebiliyor. Bunun haricinde C şeklinde tasarlanmış arka stop lambalarının da Skoda DNA’sı taşıdığı görülebiliyor. Stop lambalarının şekli sayesinde Skoda Citigo modelinin arka tasarımı sevimli bir çehreye sahip oluyor. Arka cam ise büyük olmasa da yolcular için yeterli bir görüş alanı sunabiliyor. Bazı küçük modellerde ortaya çıkabilen bir sorun olan dikiz aynası ile arka camın ayna hizada olmama sorunu Skoda Citigo modelinde yok. Yani araç park edilirken arka camların dikiz aynası ile aynı hizada tasarlanmış olması sayesinde çok zorluk çekilmeyecektir. Ayrıca üst donanım paketinde karartılmış arka cam standart olarak sunuluyor.
 İsterseniz Skoda Citigo modelinin iç tasarımına da bir göz atalım..
 İç Tasarım
Skoda Citigo modelinin içinde bizi gülümseyen 4 kollu bir direksiyon, oldukça büyük  tasarlanmış ve azami hızın 200 km/saat yazdığı oldukça sade tasarlanmış analog bir gösterge paneli ve yine oldukça sade tasarlanmış bir orta konsol karşılıyor. Aracın direksiyon simidi size uygun sürüş pozisyonuna ayarlanabilmesi için yükseklik ayalı olarak sunuluyor. 4 kollu olarak tasarlanmış olsa da Elegance donanım paketini alarak 3 kollu ve deri özellikli bir direksiyonla aracınızı yönlendirebilirsiniz.
oto3
Bunun dışında gösterge paneli oldukça klasik tasarlanmış. Modern analog gösterge olarak sürücü uyarıları ve aracın 100 km’de yakıt sarfiyatını gösteren küçük ekran gösterilebilir. Bunun dışında aracın orta konsolu da bir hayli klasik ve analog bir yapıya sahip. Orta konsolda küçük bir bilgi ekranı bulunuyor. Orta konsola entegre edilmemiş olan  bilgi ekranı, herhangi bir navigasyon cihazı gibi orta konsola tutturulmuş. Skoda Citigo küçük sınıf bir model olsa da Skoda markası ön koltukları değişik bir şekilde tasarlamış. Spor otomobillerin de görmeye alışık olduğumuz bu tasarımla koltuklar ve kafalıklar birleşik yapıdalar. Bu durum beraberinde bazı avantajlarda getirebiliyor. Kafalıklardan rahatsız olanlar için oldukça iyi bir çözüm haline gelebiliyor.
Bunun yanında Skoda Citigo modeli pratiklik açısından çok taviz vermiyor. Araçta farklı görevler üstlenebilecek bir çok pratik özellik bulunuyor. Aracın ön kapılarında dergi ve broşür benzeri şeyler ve içecek şişelerinin saklanabileceği bölmeler bulunuyor. Ön koltukların yan kısımlarında bulunan küçük fileler sayesinde sürücünün cep telefonu benzeri şeyleri saklayabilmesi ve kolayca ulaşabilmesi sağlanmış. Ayrıca orta konsolda konumlandırılmış olan içecek tutucusu sayesinde pratiklik daha da arttırılıyor. Aracın torpido gözü de herhangi bir karışıklığı önlemek amacıyla pratik bir şekilde tasarlanmış.
Torpido gözünde kalem ve gözlük benzeri şeyler için özel yerler bulunmakla beraber herhangi bir zamanda alınıp kullanılması da kolaylaştırılmış olunuyor. Skoda Citigo modelinde multi-medya olarak CD girişi ve AUX girişi bulunuyor.  CD üzerinden MP3 dosya formatı desteklenmekte. AUX girişi sayesinde ise herhangi bir cihazda bulunan ses dosyası hoparlörlere aktarılabiliyor. Bunun yanında orta konsolda konumlandırılmış olan multi-medya braketi sayesinde de cihazın sarsılması veya olası bir durumda hasar görmesi engelleniyor.
Skoda Citigo modelinin iç tasarımında değineceğimiz bir diğer unsur panoramik cam tavan. Skoda Citigo modelinin cam tavanı sayesinde panoramik geniş açılı görüntü daha da genişletilebiliyor. Ayrıca bu karartılmış cam tavanı (Sunroof) isteğe bağlı açabilmekte mümkün. Bu sayede araca temiz hava girişi yaptırılabiliyor. Ancak hemen belirtelim ki bu Sunroof özelliğinin dezavantajları bazı durumlarda getirdiği avantajların önüne geçebiliyor. Örneğin Sunroof açıldığında aracın aerodinamik rüzgar direnci artmaktadır yani başka bir deyişle Sunroof özelliğinin daha fazla yakıt harcanmasına yol açmaktadır.
Bu nedenle 100 km/saat hızın üzerinde yolculuk yaparken Sunroof özelliğinin kullanılmaması aracın yakıt tüketimini azaltmaktadır. Ayrıca düşük hızlarda pek zararı olmasa da yüksek hızlarda Sunroof özelliğinin kullanılması sağlık açısından beraberinde kötü sonuçlar getirebiliyor. Temiz hava girişi sağlaması ve klima etkisi yapmasının yanı sıra Sunroof, yüksek hızlı havayı yolculara direkt olarak yönlendirdiği için bazı hastalıkların da ortaya çıkmasına meydan hazırlamaktadır. Bundan dolayı Sunroof kullanımında dikkatli olunması gerekmektedir. Sonuçları çok ağır olmayabilir fakat yanlış Sunroof kullanımıyla hem yakıt maliyetiniz artar hem de bazı olumsuz sağlık sorunlarıyla karşılaşabilirsiniz. Son olarak diyebileceğimiz eğer araçta çocuklarda seyahat ediyorsa mümkün mertebe Sunroof özelliği doğru kullanılmalıdır.
oto6
Skoda Citigo modelinin sunmuş olduğu bagaj hacmi ise bir hayli büyük. 4-5 kişilik seyahat sırasında 234 litrelik bir bagaj hacmi sunuluyor. Bu da çok büyük olmamakla beraber küçük çapta bir alışverişin taşınabileceği anlamına geliyor. Ayrıca eşyalarınızı üst üste koyarak daha fazla hacimden faydalanabilirsiniz. Eğer bu hacimde size yetmezse birbirlerine yapışık olarak tasarlanan arka koltukları indirebilirsiniz.
Bu sayede bagaj hacmini bu segmentte ki bir araç için oldukça yüksek bir rakam olan 942 litreye kadar çıkartabilirsiniz. Ve hemen hatırlatmakta fayda var ki, eğer aracınızın tüm bagaj hacminden yararlanmak istiyorsanız taşıyacağınız eşyaları düzenli bir şekilde aracınıza yerleştirmelisinz. Düzenli olarak yüklenmediği takdir de normalde ağır olmayan fakat büyük bir boyuta sahip (örnek olarak kayak aletleri) eşyalar daha fazla yer kaplar ve sizin bagaj hacminin tümünden yararlanmanızı engeller. Bu yüzden aracınızla taşıyacağınız büyük eşyaları düzenli ve verimli olacak şekilde yerleştirmekte büyük fayda bulunmaktadır.
İsterseniz şimdi de Skoda Citigo modelinin motor ve fiyat özelliklerine bakalım.
Motor&Fiyat
Skoda Citigo modelinde iki farklı motor seçeneği bulunuyor. Ambition donanım paketinde 1,0 MPI 12V 60 Beygir gücünde bir motor, Elegance donanım paketinde ise 1,0 MPI 12V (ASG) ve 60 Beygir gücünde iki farklı motor seçeneği bulunuyor. Elegance modelinde sunulan motor otomatik vites özelliğine sahip ve bunun dışında iki motorunda arasında ki performans ve yakıt tüketimi değerleri birbirlerine oldukça yakın. 1.0 litre(999 cc) silindir hacmine sahip olan motorlar iyi derece bir performansa ve sınıfının en düşük yakıt tüketime sahipler.
oto5
Nitekim Skoda Citigo modeli Çek Cumhuriyetinde düzenlenen Ekonomi Maratonunun birincisi olmuş. Yarışa katılmış olan Skoda Citigo modelinin 100 km’de ki yakıt tüketimi çok iyi bir değer olan 2,97 litre olarak ölçülmüş. Bu da gösteriyor ki Skoda Citigo kısa yolculuklar ve şehir için kullanılabilecek en uygun araçlardan bir tanesi.
Ayrıca Skoda Citigo modelinin çevreye olan duyarlılığı da çık fazla. Skoda Citigo modeli km başına sadece 105 gram CO2 salıyor. Böylelikle Skoda Citigo modeli hem kullanıcısını hem de çevreyi üzmemeye son derece gayret etmekte. Ve hemen belirtelim ki ortalama 3 litrelik yakıt tüketimini sağlamak için araç sakin sürülmelidir. Aksi taktirde yakıt tüketimi 5-6 litrelik değerlere kadar çıkmakta tereddüt etmeyecektir.
Ve geldik artık aracımızın fiyatına; Skoda Citigo düşük yakıt tüketimi sunsa da buna rağmen fiyatı bir hayli tuzlu olarak nitelendirebilir. Şehir hayatı için oldukça uygun olmasına rağmen dar gelirlere pekte uygun değil. Skoda Citigo modelinin Ambition 1.0 litre 60 Beygir versiyonu 27,530 TL, 1.0 litre 60 Beygir otomatik vitesli  versiyonu ise uçuk bir rakam olan 31,269 TL fiyat etiketiyle satışa sunulmuş durumda.
Tasarım, pratiklik ve düşük yakıt tüketimi gibi çok iyi özelliklere sahip olmasına rağmen Skoda Citigo fiyat konusunda ise bu başarıyı maalesef pek gösteremiyor. Ancak yine de tekrar söylemekte fayda var ki Skoda Citigo şehir kullanımı için oldukça uygun bir model.